Anjelika Akbar: Besteci, Piyanist

anjelika akbar

Kariyer yolculuğunuzu lütfen kısaca açıklayabilir misiniz?

Benim uğraş alanım müzik olduğu için, bu uğraşa kesinlikle kariyer diyemiyorum. Bu bir aşk yolculuğudur, sonsuz bir keşif… SSCB’de çok küçük yaşta müzik yeteneğim fark edilip “harika çocukların” eğitim gördüğü kurumda okudum, sonra konservatuvar, sonra yüksek lisans ve doktora… Akademik anlamda geçilebilecek safhalardan geçtim gibi görünüyor. Ama kendimi ilk adımları atan küçük bir çocuk gibi hissediyorum müziğin derinliğinin yanında…

 

 

Şu an yaptığınız meslekte çalışmak istediğinizi ne zaman ve nasıl keşfettiniz?

Ben daha kendimi bile tam algılamıyorken, daha birkaç aylıkken kendimi müzikte buldum. O yüzden bu bir karar değildi, o bir doğal süreçti. Çok küçükken bile müzik çalışmalarım çok yoğundu, ama ben bunsuz nefes alamıyordum… His buydu… Ve de bir uğraş olarak da görmüyordum. Sadece öyle yaşıyordum. Yani müzik hep vardı ve sonsuz olacaktı hayatımda. O yüzden de “büyüyünce” yapmak istediğim meslekleri düşünüyordum. Hani müzik meslek değildi çünkü :)

İstediğim meslekler: 1) Sokak temizliyecisi, önce kirli olup sonra gözümün önünde gerçekleşen temizlikten sonra pırıl pırıl olan sokak görüntülerini çok seviyordum. 2) Porselen üzerine desen ve çiçekleri çizen ressam olmak istiyordum. 3) Tarlalardan iş makinesi ile toplanan buğdayların aktığı büyük kasalı buğday kamyonlarının şoförü olmak istiyordum. İnsanlara ekmek için bu buğdayları fabrikalara yetiştirme fikri çok heyecan verici idi.

 

İlk işinizi yaptığınızda kaç yaşındaydınız?

Notaları 2.5 yaşında iken biliyordum. Piyano üzerindeki yerlerini, isimlerini ve de portre üzerindeki yazılışını. Ama doğaçlamaları çalmayı çok daha erken başladım. İlk bestemi 4.5 yaşında iken yaptım ve ilk büyük kişisel solo konserimi 5 yaşında iken verdim.

 

Üzerinizde en çok etki yaratan kitap hangisidir? Neden?

Farklı yaşlarda değişik kitaplar üzerime derin izler bırakıyordu… Ayırmak oldukça zor… Şiirleri çok seviyordum mesela, en sevdiklerim Nicholas Roerich, Pablo Neruda, Rabindranath Tagore… Bilim kurgu romanlarını çok erken okumaya başladım ve o zamana kadar en eskilerden en yenilere kadar fantastik edebiyatta her ne varsa okumuşumdur. Daha sonra felsefi ve manevi literatür derin olarak hayatıma girdi. Türkiye edebiyatından da çok etkilendim, Sabahattin Ali “Kürk Mantolu Madonna” ve Nezihe Araz “Dertli Dolap” burada beni etkileyen eserlerden sadece iki tanesi…

 

Okumak için genellikle günün hangi saatlerini tercih edersiniz?

Hiç fark etmez. Ayrı bir zaman yer durum aramam.

 

Gün içinde en yaratıcı ve üretken zamanınız hangisidir?

Bence hiç fark etmiyor. Tamamen iç dengelere, ruh durumumuza bağlı. Hakiki anlamda bizim var oluşumuz ne zaman, ne de mekana bağlıdır. Bu anlamda bizim bildiğimiz yapısal sınırlara sığmaz…

 

İşlerin yolunda gitmediği zamanlarda en büyük motivasyon kaynağınız nedir ve üstesinden gelmek için ne yaparsınız?

Durum çok çok kötüyse, önce sağlam ağlarım!.. Sonra da durumu plan yapıp kontrol altına alır, konsantre olup değerlendirme yapar ve yeni bakış açısını uygulamaya çalışırım. Motivasyon kaynağım işin kendisidir.

 

Kariyerinizde en büyük baskıyı hissettiğiniz dönemler üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı nasıl etkiledi?

3 sene boyunca ciddi bir uykusuzluk sorunum vardı. Uykusuzluk kulaklarımın daha da hassaslaşmasına yol açıyordu. Normalde çok uzak olan ve duymadığım sesleri sanki hoparlörden geliyormuşcasına güçlü duyuyordum. Uyumadığım için ses yükseliyordu. Ses yükseldiği için de uyuyamıyordum. Kısır döngü olmuştu. Ve doktorlar dedi ki, sizin müthiş kulaklarınız sizin derdiniz oldu. Tabii uykusuz dolaşınca çok zor piyano çalışıyordum, çünkü müzik sesleri de bünyemi sarsacak kadar yüksek geliyordu…

 

Zorlandığınızı hissettiğiniz bir işle karşılaştığınızda, durumu zihninizde -basitleştirmek- aşmak için kullandığınız bir yöntem var mıdır?

Basitleştirerek ayrıştırıyorum ve basitçe sıraya koyuyorum. Bu yöntem çalışıyor. En azından bende.

 

Yorucu bir günün ertesi sabahında yataktan kalkmanızı sağlayan şey nedir?

Genellikle gülümseme ile kalkarım. Kolayca. Sebepsiz bir mutluluk hissi ile. O yoksa demek ki ciddi derdim vardır.

 

Çalışırken müzik dinlemenin duyguyu-odağı isteğiniz dışında olmaması gereken farklı yerlere götürebileceği söylenir. Bu fikre katılıyor musunuz?

Olabilir, olmayabilir. İşi kontrol altına alırsak durumu yönetiriz. Kendimizi ona bırakmak istersek o bizi götürür… Tercih meselesi sadece…

 

Bir işin en heyecan duyduğunuz aşaması hangisidir? (Fikri bulduğunuz an, yapım süreci, tamamlandığı an.)

Ben çok heyecanlı biriyim. O heyecan hep devam ediyor, her aşamada.

 

Üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı en çok geliştiren deneyimleriniz nelerdir?

Değişik insanları tanımak.

 

Çalışma ortamınızda “kesinlikle olmalı” dediğiniz şey nedir?

Değişim çeşitlilik ve hareket kabiliyeti. Bir yerlerde yere sabitlenmiş masa veya sandalye veya sabit sedirleri sevmiyorum. Yada ağır ve hareket ettirilmeyen masaları. Hepsi hafif ve her an uçuşacak gibi olursa daha mutlu oluyorum.

 

“Yaratıcı kişi” tanımınız nedir?

Kalbini dinleyen ve aklına talimat verebilen samimi bir kişi…

 

En sevdiğiniz eşyanız nedir?

Alçak ve çok yumuşak bir yastığım.

 

Hayatta en çok kime hayranlık duyarsınız? Neden?

Çocuklara. Nedenini tarif etmek zordur. Tarif etmek formülünü çözmektir… Çocukların hali ise hiçbir formüle sığmaz. Ya yaşanır, ya da en azından hayranlıkla izlenir.

 

En sevdiğiniz ‘alıntı’ nedir?

Kime ait olduğu hatırlamıyorum ama: “Düşüncelerinize dikkat edin, onların gerçekleşme gibi bir alışkanlığı vardır.”

 

Şu ana kadar gerçekleştirdiğiniz işler içerisinde en gurur duyduğunuz hangisidir?

Tam alışılmış anlamda kendi yaptıklarım için “gurur” duyma ne olduğunu bilmiyorum. Çünkü kişiler olarak yaptıklarım tam da bana ait değildir diye hissediyorum. Kendime mal edemem bestelerimi, her ne kadar ben yaptım diye söylemek zorunda kalsam da. Kendimi sadece aracı olarak görüyorum. Ama büyük ekip işleri olunca bu toplu iş için gurur daha kolay duyabilirim. Bu anlamda Ayvazovski’nin İstanbul’u ve Pitoresk İstanbul projeleri için o dev kadro ile gerçekleştirdiğimiz işbirliği sonucunda çıkan son derece heyecanlı proje benim için gerçekten çok özel. Boyut Yayın Grubu ve One’s Medya, Bülent Özükan ile Murat Öneş ve tüm olağanüstü kadro ile nefes nefese bir süreçti…

 

Süper gücünüz nedir?

Hepimizin tek süper gücümüz var, eğer farkına varırsak: Gönül.

 

Kariyerinizin başlangıcına dönebilseydiniz en çok neyi bilmeyi isterdiniz?

Hiçbir şey…

 

Hayatınızın sloganı nedir?

Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.

 

En iyi tavsiyeniz nedir?

Somut bir şey diyemeyeceğim, çünkü en iyi tavsiyenin tam doğru yerde ve zamanda ulaşması gereken durum var. Soyut olarak o mekanizma çalışmaz.

 

 

İlgili Bağlantılar:

@anjelikaakbar   /   anjelikaakbar.com   /   boyut.com.tr

› Ayvazovski’nin İstanbul’u Tanıtım Fragmanı
› Ayvazovski Rapsodi’nin Scutarion Bölümü
› “Pitoresk İstanbul” İngilizce Haber
› Ankara Gösterimi
› Erivan Gösterimi

 

Sosyal Medyada Paylaş



Etiketler: , , , , , , , , ,