Buket Şengül: Reklamcı, Yazar, Ürün Tasarımcısı

buket şengül

Kariyer yolculuğunuzu lütfen kısaca açıklayabilir misiniz?

Reklam sektöründe marka yöneticisi olarak başladığım kariyerimi, zaman içerisinde tasarım ve yazma kapasitemi ve isteğimi fark edip, bilgiyi de ekleyerek, kendi tasarım ve iletişim (yazname.com) markalarımı yaratma yoluyla genişlettim diyebiliriz. Aslında bugün genişlemiş manada birbirinden ayırt edemediğim ve beni ben yapan 3 işim var. Marka direktörlüğü, röportaj yazarlığı ve ürün tasarımcılığı. Eski kuşaklara göre belki anlamsız, yeni kuşaklara göre olmazsa olmaz bir çoklu durum :)

 

 

Şu an yaptığınız meslekte çalışmak istediğinizi ne zaman ve nasıl keşfettiniz?

Hepsini çocukken keşfettim. Alfa seviyesinde oynadığım tüm oyunlar bugün ilgilendiğim işlerim oldu. Oynarken sanırım ne istediğimi biliyordum. Günlük yazardım, çantalar, kıyafetler dikerdim, mahallenin terzisine kumaşımla gidip hayalimdeki çantayı tarif ederdim. Gazete küpürlerini kesip kendi dergilerimi yaratır, kağıt ambalaj ve bez gibi pek çok mevcut malzemeden kolaj ve tasarımlar yapardım. Bir de Ayşin şirket diye bir şirketin sahibiydim :)

 

İlk işinizi yaptığınızda kaç yaşındaydınız?

İlk işim Bursa’da evimizin yakınındaki bir spor salonunda, 81 yaşında, Kıbrıs fatihi, tenis hocası Gülizar hanımın yanında, yaz boyu asistan spor hocalığı yapmamdı. Yaşım, tecrübem ve bilgim onunkinin tam tersiydi 18. 18’ i söyleyebilmek için bunları anlatmam gerekiyordu. Hayata dair çok şey öğrendim Gülizar Hocadan.

 

Üzerinizde en çok etki yaratan kitap hangisidir? Neden?

Nasuh Mahruki’nin Everest’te ilk Türk kitabı benim için bir dönüm noktasıdır. 2000’li yıllardı sanırım. Bursa’da bir seminerde Nasuh Mahruki’yi dinledikten hemen sonra bu kitabını alıp okumuş ve saatler içinde bitirmiştim. Adanmışlık, cesaret, doğa sevgisi, meraklarının peşinden gidebilme gücü, yolda karşılaşılan maceralar ve dağların önünde tek başına ağlayan bir adamın tutkusu, beni ve yaşamımı derinden etkilemiştir. Hala iç sesimin peşinden gidiyorum ve günün birinde sevgili Nasuh’la bir yazı projesi planlıyorum. :)

Bir de Dostoyevski’nin Delikanlı’sını 20’li yaşlarımda ilk okuduğumda, sıkıntıdan tam fenalık geçirecekken Fyodor’un araya girip okuyucuyla konuştuğu ve sıkıntımı dillendirdiği bölüm beni çok etkilemişti. Yazmanın ve hayatı yaşamanın kendine has olabilirliği kafasına orada eriştim. Bitiremediğim ilk kitabıdır. :)

 

Okumak için genellikle günün hangi saatlerini tercih edersiniz?

Aklıma takılan herhangi bir konuda okumaya başladığım için öyle bir zamanım yok. Artık her an.

 

Gün içinde en yaratıcı ve üretken zamanınız hangisidir?

Gece bunu yazdığım şu saatler olsa gerek. Parti 24.00 da başlıyor bende. Sonra Külkedisi’ne dönüşüyorum.

 

İşlerin yolunda gitmediği zamanlarda en büyük motivasyon kaynağınız nedir ve üstesinden gelmek için ne yaparsınız?

Son zamanlarda kedilerimiz Kiki ve Ponyo. Denizi görerek boğazda yürüyüş, ağaçlar, doğanın kendisi, yazmak, güzel bir dost sohbeti,  müzik eşliğinde biraz dans. Baktım hiç birini ruhum istemiyorsa bırakırım kendimi. Dibi biraz görüp depresif takılırım. Orası da yaratıcı bir köşedir, sınırları zorlamamak kaydıyla…

 

Kariyerinizde en büyük baskıyı hissettiğiniz dönemler üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı nasıl etkiledi?

Dışardan gelen baskıyla hırs yapıp başarılı olabilenlerden değilim. Tam tersi her şeyi bırakır, bir derin nefes alırım. Ana dönmek ve hayatın anlamsızlığını görebilmek adına. Bir işi yaparken her yönüyle düşünüp, organize olmayı sevdiğim için genelde otoritenin işime karışmasına gerek kalmıyordu. İçsel baskıysa, işte o yaratıcılığın en diplerinde gezinebildiğim çok özel bir duruma dönüşebiliyor. Bir öykü yazdırmıştı bana, henüz yayımlamadığım bir tanesi.

 

Zorlandığınızı hissettiğiniz bir işle karşılaştığınızda, durumu zihninizde -basitleştirmek- aşmak için kullandığınız bir yöntem var mıdır?

NLP (Neuro Linguistik Programming) eğitimlerinde öğrendiğim, parmağınızla sorunu küçültme ve camdan atma tekniğini hala kullanıyorum. “Her sorunun bir çözümü vardır” cümlesi de benim zihnimi, çözümü bulmaya iten bir olumlamadır. Çözüm bulma kısmını oyun haline getirmek de işimi kolaylaştırıyor. Ara vermek ve başka bir konuyla ilgilenmek gibi aslında bugüne kadar aldığım tüm eğitim ve teknikleri kullanırım.

 

Yorucu bir günün ertesi sabahında yataktan kalkmanızı sağlayan şey nedir?

Kapı zili, saatin zili yada midemin zili, yaramaz kedi Kiki ve sevdiğim işleri yapacak olmam beni yataktan fırlatabilir.

 

Çalışırken müzik dinlemenin duyguyu-odağı isteğiniz dışında olmaması gereken farklı yerlere götürebileceği söylenir. Bu fikre katılıyor musunuz?

Evet. Bu soruları cevaplarken Kitaro / Matsuri dinliyordum çok mistik ve ruhani cevaplar vermemek için kapadım.

 

Bir işin en heyecan duyduğunuz aşaması hangisidir? (Fikri bulduğunuz an, yapım süreci, tamamlandığı an.)

Yapım süreci sanırım. En son Fotoğrafçı, dağcı, yazar, gezgin Ersin Alok’la yaptığım röportaj esnasında anlatılanların ve o muazzam eserlerin içinde boyut değiştirmiş olabilirim. Yaptığın işi sevmek önemli. O zaman her anından ayrı keyif alıyorsunuz.

 

Üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı en çok geliştiren deneyimleriniz nelerdir?

Korkusuzca denemek. Bir fikir, proje, yazı ya da tasarım fikri için, sürekli yeniyi yeniden geldiği şekliyle denemek ve üretmek. Geçmişte oluşturduğunuz temeller, zamanla gelişerek keyifli ve yeni bir modele dönüşüyor. Bu sizin büyüttüğünüz bir deneyim aslında. Sadece size özel. Bir duygu, bir fikir ya da gerçekleşmesini hayal ettiğiniz bir proje olabilir. Bunu gözlemlemek harika bir şey.

 

Çalışma ortamınızda “kesinlikle olmalı” dediğiniz şey nedir?

İnce uçlu, yumuşak yazımlı, dansçı bir kalem ve boş bir defter. Her ne yapıyorsak önce kağıda dökmeli! Bir de Lavanta. Hani filmde katil, öldüreceği kadının ona has kokusunu çiçeklerle dolu, kalabalık pazar yerinde hissedip der ya ‘yasemin!’ O, ben de lavanta işte.

 

“Yaratıcı kişi” tanımınız nedir?

Zihninin içindeki en dip köşelere uçan masum kuşu, takip edebilme gücü, cesareti, sabrı olabilen zavallı kişi.

 

En sevdiğiniz eşyanız nedir?

Oyuncak Nükhet bebek, kaybolmuş oyuncak vak vak amca, günlüğüm, vintage beyaz kot ceketim, enler yok bende ölmüşler! Her şeyi sever ama hepsinden vazgeçebilirim zamanlarındayım. Yanlış zamanlama :)

 

Hayatta en çok kime hayranlık duyarsınız? Neden?

Abime sanırım. O da çok yaratıcı ve özel bir beyin. Bugüne dek öğrendiğim pek çok bilgi, oyun, fikir ve hayatsal deneyimimi onun sayesinde geliştirdim. Hala da onun anlattığı şeylerden ilham alarak yeni fikirler oluşturuyorum. 7 yaşında bana satranç öğretip, 8 yaşında amatör orguyla sözlerini benim yazdığım parçaya beste yapıp, sabaha kadar izafiyet teorisi yüzünden tartışıp, gelen misafirlere elma suyunu şampanya diye kakaladığım, bir çocukluk arkadaşı işte. :)

Madonna da var tabii. Bizim asi, özgür kız. Papa don’t preach!

 

En sevdiğiniz ‘alıntı’ nedir?

“Who endures wins”, Kim ki dayanır, kazanır. Nasuh Mahruki’den alıntı.

 

Şu ana kadar gerçekleştirdiğiniz işler içerisinde en gurur duyduğunuz hangisidir?

20 yaşımdayken, engelliler için bir motivasyon organizasyonu düzenlemiştik. 3 arkadaş başlattığımız bu proje, çabamızla o kadar büyüdü ki, bize de epey motivasyon olmuştu. Onu hala güzel hatırlarım. İlk yayımlanan öyküm ve üniversitede yazdığım bir makale ile aldığım mansiyon. Henüz yayımlanmamış kitaplarım. Tasarladığım deri çantamı tasarım butiğinin camında görmek… Arka planda destek verdiğim ve beni gururlandıran pek çok proje var aslında. Bilmem.

 

Süper gücünüz nedir?

Çocukluğumdan beri akıl okurum. Bir de insanların sağlık sorunlarını hissederdim çocukken. Biraz spirütüel ablayım. Değişik iksirler hazırlayıp iyileştirebilirim insanlığı. Zeka gezegenim Merkür, Einstein’la aynı evde, bunu da sayalım lütfen! Ha bir de arada paralele gidip geliyorum ama bunu herkes yapıyor artık, bir numarası kalmadı. Cadıyım işte :)

 

Kariyerinizin başlangıcına dönebilseydiniz en çok neyi bilmeyi isterdiniz?

Kariyerimin başlangıcında kendime çizdiğim stratejiye sadık kalamayacağımı :) bilseydim iyi olurdu. Son derece stratejik bir zihne sahip olsam da, kendi yaşamımda bundan kaçmak isteyecek kadar sıkılacağımı bilmiyordum. Bir de, Ogilvy Mather’da junior olarak başlama fırsatım varken, butik bir ajansta, ajansın her şeyi olmayı tercih etmenin hata olabileceğini, biri bunları vakti gelince söylesin lütfen :)

 

Hayatınızın sloganı nedir?

Son zamanlarda iyice “eat, pray, love, write” olsa da, genel olarak dans et, gez, gülümse yine dans et…

 

En iyi tavsiyeniz nedir?

Kendinle baş başa kalmanın ve zihninin derinliklerine inebilmenin keyfini çıkar. En yaratıcı film kendi zihnimizin içinde oynuyor.

 

 

İlgili Bağlantılar:   @bouguette   /   yazname.com   /   luiluisa-blog.tumblr.com

 

Paylaş:



Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,