Burçak Çöllü: Yazar, Besteci, Müzisyen

burçak çöllü

Kariyer yolculuğunuzu lütfen kısaca açıklayabilir misiniz?

Yazar da olmayı hayal eden bir besteci ve tiyatro müzisyeniyim. Müziği ve tiyatroyu her zaman bir arada sevdiğim için ikisini birlikte yapabileceğim bir mesleğe sahip olmak istemiştim. Lisede İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı’ na viyola öğrencisi olarak girdim. Üniversitede kompozisyon bölümüne geçtim, burada okurken profesyonel tiyatro çalışmalarıma başladım. Tiyatroda yoğunlaşabilmek için reji üzerine yüksek lisans yaptım. Şimdi ödenekli ve özel tiyatrolarda besteci, müzik direktörü ve müzisyen olarak çalışıyorum.

 

 

Şu an yaptığınız meslekte çalışmak istediğinizi ne zaman ve nasıl keşfettiniz?

Aslında belli bir karar anım olmadı. Küçükken evde ablamla gösteriler hazırlayıp anneme sergilerdik, O da hep ilgiyle izlerdi bizi. Bu mesleği seçmemin tohumlarının o dönemde atıldığını düşünüyorum. Müziğe de, tiyatroya da hep düşkündüm.

 

İlk işinizi yaptığınızda kaç yaşındaydınız?

İlk şarkımı yazdığımda sekiz, kendi yazdığım bir oyunu sahneye ilk koyduğumda on üç yaşındaydım. Bunlar naif denemelerdi tabii. Öğrencilik yıllarım boyunca oyun yazıp müziklemeye devam ettim. İlk profesyonel işim ise Tiyatro Açıkça’ da “Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı” için yaptığım müziklerdi. On dokuz yaşındaydım.

 

Üzerinizde en çok etki yaratan kitap hangisidir? Neden?

Jack London’ ın “Beyaz Diş” i olduğunu söyleyebilirim. Jack London’ ın yabani, özgür dünyasıyla tanışmanın benim kişiliğimde kalıcı izler bıraktığını düşünüyorum. İnsanlarla çevrili bir mesleğim var ve insanlarla çalışmayı seviyorum; ama bir yanımın ıssız, yabani, tarafsız ve kaygısız doğaya ait olduğunu düşünmek hoşuma gidiyor.

 

Okumak için genellikle günün hangi saatlerini tercih edersiniz?

Yatmadan önce okumayı severim. Saat kaç olursa olsun vapurda okumayı da çok severim.

 

Gün içinde en yaratıcı ve üretken zamanınız hangisidir?

Ben sanatla uğraşan çoğu insanın aksine gündüz yaşıyorum, erken yatıp erken kalkmayı seviyorum. Öğleden önce günlük işleri halledip öğle sonrasından akşam dokuza, ona kadar verimli çalışabiliyorum.

 

İşlerin yolunda gitmediği zamanlarda en büyük motivasyon kaynağınız nedir ve üstesinden gelmek için ne yaparsınız?

Gülerim. Kendime çok gülerim. Başkalarına da uğradığım bozgunu anlatırım, herkese anlatırım, onları da güldürürüm. Olaylardaki komik detayları çok fazla görüyorum, bu benim başıma gelen kötü bir şey de olsa. Bir de kendime sorarım: “Şu an bir bozguna uğradım ama tekrar deneyecek miyim?” diye. Cevabım evetse sorun yok, o bir bozgun değildir, bir tecrübedir zaten. Hem öğrenilecek yeni bir şey, hem de anlatılacak eğlenceli bir hikâyedir. Cevabım hayırsa da, zaten düşünüp endişelenecek bir şey kalmamış, konu kapanmış demektir.

 

Kariyerinizde en büyük baskıyı hissettiğiniz dönemler üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı nasıl etkiledi?

İlk işlerimi yaparken o kadar çok baskı altında hissediyordum ki, fiziksel sorunlar yaşıyordum. İçinde bulunduğum stresi işime yansıtmamak uğruna sağlığımdan oluyordum. Sonra, bu baskıyı yaratanın dış koşullar değil, benim iç seslerim olduğunu fark etmeye başladım. Bu farkındalıkla, koşullarımı kendim belirlemeyi ve mükemmellik fikrinden uzaklaşmayı öğrendim. Şimdi çok daha rahat ve verimli çalışabiliyorum.

 

Zorlandığınızı hissettiğiniz bir işle karşılaştığınızda, durumu zihninizde -basitleştirmek- aşmak için kullandığınız bir yöntem var mıdır?

Parçalara bölmek. Her zaman işe yarıyor, öğrencilerime veya beraber çalıştığım insanlara da her zaman tavsiye ediyorum. En zor ve büyük işi bile başa çıkılabilecek kadar küçük parçalara bölerek halletmek mümkündür.

 

Yorucu bir günün ertesi sabahında yataktan kalkmanızı sağlayan şey nedir?

Sabah olmuş olması. :) Yeni bir güne başlamak için bir sebep düşünmeye gerek olmamalı.

 

Çalışırken müzik dinlemenin duyguyu-odağı isteğiniz dışında olmaması gereken farklı yerlere götürebileceği söylenir. Bu fikre katılıyor musunuz?

Katılmıyorum. Bugün artık dijital müzik platformlarında müziği kategorize etmek ve liste oluşturmak çok kolay. Müziğin sizi belli bir ruh halinde tutmasını istiyorsanız buna uygun listeler oluşturmak fazla bir mesai almıyor. Ben yazarken çoğunlukla müzik dinleyerek çalışıyorum ve buna özel oluşturduğum bir müzik listem var.

 

Bir işin en heyecan duyduğunuz aşaması hangisidir? (Fikri bulduğunuz an, yapım süreci, tamamlandığı an.)

Süreci çok seviyorum. Fikrin başka insanlarda karşılık bulmasını, onların katkılarıyla zenginleşmesini, aynı frekansta uyumlanma ve birbirini yükseğe taşıma hissini seviyorum. Hatta bu mesleği tam da bu anlar için yapıyorum. İşin tamamlanma anına fazla odaklanmamaya çalışıyorum çünkü oradan her zaman bir hayal kırıklığıyla ayrılırım, her zaman gözüme batan bir şeyler olur, daha iyi olabilirdi dediğim şeyler olur. Hedef bir anlıktır, gelip geçer ve sizi “ee, şimdi?” hissiyle bırakır. O yüzden sürekli akışta kalmak ve sürece odaklanmak bana daha iyi geliyor.

 

Üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı en çok geliştiren deneyimleriniz nelerdir?

İyi oyuncularla çalışmak. Gerçek oyuncuların, iyi oyuncuların damarlarında büyücü kanı taşıdığına samimiyetle inanıyorum. Nasıl ki tiyatronun ritüellerden doğduğunu söylüyoruz, oyuncular da bugünün şamanlarıdır bana göre. Büyülü kanını korumayı başarmış bir oyuncudan aldığım ilham benim yaratıcılığımı çok olumlu etkiler.

 

Çalışma ortamınızda “kesinlikle olmalı” dediğiniz şey nedir?

Buna cevabım “dizüstü bilgisayarım” olacak. Sabit bir çalışma mekânım yok. Bazen evimde, bazen tiyatrolarda, kafelerde, bazen otel odalarında, hatta uçakta, vapurda, feribotta çalışıyorum. İşimi yapabilmek için müzik prodüksiyon programları, bir kulaklık ve hep yanımda taşıdığım küçük midi klavyem bana çok yardımcı oluyor.

 

“Yaratıcı kişi” tanımınız nedir?

Yaratıcı kişi, bana göre kendi kişisel sesini duyan, dinleyen, kendi olmakta ısrar eden kişidir. Dünyaya kendi kişisel katkısını koyan kişidir. Hepimizin faydalı olabileceği farklı alanlar var, ama bunun için önce kendimiz olmanın sorumluluğunu almamız, hatta bazen bedelini ödememiz gerekebiliyor.

 

En sevdiğiniz eşyanız nedir?

Aslında dalgın ve kaybetmeye, unutmaya meyilli biri olduğum için eşyalarla pek duygusal ilişki kurmuyorum. Ama annemin hediye ettiği bir telkâri  kolyem var, bir yusufçuk. Birkaç kere kayboldu, her seferinde bana geri döndü. Onu hep takıyorum. Belki eşyanın da ruhu vardır, eşyalarımız bizi sevebiliyordur?

 

Hayatta en çok kime hayranlık duyarsınız? Neden?

Hayranlığın çok güçlü bir özenme hali olduğunu ve bir insana duyduğumuz hayranlığın, bizim kendimize dair arzularımıza işaret ettiğini düşünüyorum. Kendimle ilgili arzularıma büyük ölçüde ulaştığım bir dönemdeyim. Dolayısıyla hayranlık duyduğum biri yok. Ama çok takdir ettiğim insanlar var. Sorumluluk sahibi insanları, kendine karşı dürüst olabilen insanları, kendisi ve çevresi için çözüm üreten insanları çok takdir ediyorum.

 

En sevdiğiniz ‘alıntı’ nedir?

“Dünyada yaşamasını bilmeyen, cennette de yaşayamaz.”

 

Şu ana kadar gerçekleştirdiğiniz işler içerisinde en gurur duyduğunuz hangisidir?

Aslında farklı açılardan gurur duyduğum bir çok işim var ve hepsinin de kendine göre hataları ve eksikleri var. 2013 senesinde İstanbul Devlet Tiyatrosu’ nda sahnelenen “Ay Ecesi”, en çok gurur duyduğum işlerimden biri. Oyunu yazdığımda çok küçüktüm ve geri dönüp bakınca epey rüküş kısımları olduğunu da görebiliyorum. Yine de kendi dilimde konuşabilmeye başladığım bir iş olduğu için gurur duyuyorum. Ekiple provalarda yakaladığımız o sihirli damarı da hiç unutamam.

 

Süper gücünüz nedir?

Süper gücüm, iyileşme kabiliyetime olan inancımdır. Hem kariyerimde, hem duygusal hayatımda bol bol yenilgiye uğradım bugüne kadar. Kötü tecrübelere tutunup onları mazeret olarak kullanmak bir seçenektir, üstelik çok yaygın uygulanan bir seçenek. Fakat kötü tecrübeyi geride bırakmayı, iyileşmeyi seçmek ve bu yönde çaba göstermek bir insanı zaten korkusuz ve yenilmez kılıyor hayata karşı.

 

Kariyerinizin başlangıcına dönebilseydiniz en çok neyi bilmeyi isterdiniz?

Öncelik belirlemeyi biliyor olmak isterdim. Kariyerimin başlarında gerçekten çok fazla çalışıp yoruluyordum ve bunun sebebi verimli çalışmayı bilmiyor olmaktı. Her iş için bir sistem oturtmanın ve o sisteme bağlı kalarak çalışmanın altın kural olduğunu artık biliyorum. Örneğin, iki saat içinde bir şarkı kaydetmem lazım. Harika duyulmasını istiyorum, o yüzden solo için harika bir gitar tonu aramakla saatler geçirebilirim ve iş için ayırdığım vakti hiçbir şey yapamadan tamamlamış olurum. Oysa öncelik sıralaması yapmış olsaydım önce bası, davulu ve akorları kaydeder, üstüne soloyu çalar, kalan vaktimde de onu iyileştirmek için çalışmaya devam ederdim. Böylece iki saatin sonunda elimde belki hayallerimin gitar solosu değil ama en azından ortaya çıkmış bir parça olurdu. Öbür türlü, elimde hiçbir şey olmayacağı gibi, iş yetiştirememenin verdiği stres de cabası olur ve diğer işlerimdeki performansımı da düşürür.

 

Hayatınızın sloganı nedir?

“Hikâyesi kalır.”
Bu, yazdığım şarkılardan birinin adı aynı zamanda. Bugün önemsediğimiz, çok üzüldüğümüz, çok acı çektiğimiz, ya da çok gurur duyduğumuz her şeyin günün birinde bir hikâyeye dönüşebileceğini, başkalarının yüreğine dokunabileceğini, onlara ilham verebileceğini bilmek bana iyi geliyor. Hayata bakışımı şefkâtli ve güvenli bir yere çekiyor.

 

En iyi tavsiyeniz nedir?

Herkesin hayatında ve geçmişinde kendine has zorluklar var. Yetişkin insanlara özellikle verebileceğim bir tavsiye kendini tanımak, çocukluk ve ergenlik yaralarını iyileştirmek, bütünlük içinde, mutlu bir birey olmak üzerine bilinçli ve istikrarlı olarak çalışmaları olabilir. Bunun kendimize, çevremize ve bizim tarafımızdan yetiştirilecek genç kuşaklara karşı bir sorumluluk olarak görüyorum.

 

 

İlgili Bağlantılar:   burcakcollu.net

 

Paylaş:



Etiketler: , , , , , , , , , , , ,