Cihan İşbaşı: Tasarımcı

cihan işbaşı

Kariyer yolculuğunuzu lütfen kısaca açıklayabilir misiniz?

Başından bugüne; eş zamanlı kuyumcu çıraklığı ve öğrencilik. Karikatüristlik, illüstratörlük ve yine eş zamanlı illüstratör pedagogluk. Grafikerlik, sanat yönetmenliği, yazarlık ve yaratıcı yönetmenlik. En son eş zamanlı yaratıcı yönetmenlik ve akademisyenlik ve babalık…

 

Şu an yaptığınız meslekte çalışmak istediğinizi ne zaman ve nasıl keşfettiniz?

Yıllar önce ulusal gazetelerin yerel eklerinde, sarı zeminli milyonlarca cep telefonu ilanı görüp birinin bir şeyler yapması gerektiğini düşündüm. Şaka bir yana, mizah (humour) yapabiliyordum, bunu görsel olarak ifade edebiliyordum ve gerektiğinde (çok tercih etmesem de) yazıyla da besleyebiliyordum. Hepsinin fevkalade işe yaradığı tek meslek buydu.

 

İlk işinizi yaptığınızda kaç yaşındaydınız?

Lisede, serigraf kartpostal ve afişler yapıyor satıyordum. Öğrenci evlerinde yer bulan bu çalışmaların ardından eni konu ilk işim, yirmili yaşlarda tasarladığım dergi kapaklarıydı.

 

Üzerinizde en çok etki yaratan kitap hangisidir? Neden?

Gombrich’in “Sanatın Öyküsü” kitabıdır sanırım. Sanat tarihinin siyaset ve dinler tarihinden bağımsız olmadığını, olamayacağını pek güzel anlatır. Defalarca okuduğum için ya da sanata bakışımı haklı çıkardığı için.

“Benim Adım Kırmızı” ve sayın Gündüz Vassaf’ın kitapları da bittikten sonra uzun süre benimle gezen dolaşan örnekler olarak gözardı edemeyeceğim eserlerdir. Görselmiş gibi yapan metinler candır.

 

Okumak için genellikle günün hangi saatlerini tercih edersiniz?

Öyle kitap kurdu sayılmam, çöp balığı gibi her yerde, her zaman ama atlaya zıplaya bir arada üç kitap okumak gibi alışkanlıklarım var. Eğer çok tutulmuşsam, tutulduğum her şey gibi gece okurum, yazarım, çalışırım.

 

Gün içinde en yaratıcı ve üretken zamanınız hangisidir?

Gece

 

İşlerin yolunda gitmediği zamanlarda en büyük motivasyon kaynağınız nedir ve üstesinden gelmek için ne yaparsınız?

Çözemediğim bir tasarım meselesi, kırılmamış bir brief gibi mi?.. Böyle durumlarda bilardodan ilham alırım. Üç top bir dikdörtgen ile bir sayı milyon alternatifle alınıyorsa, her şey her zaman çözülebilir derim. Aslında ölüm değil, çözüm bize şahdamarımız kadar yakındır.

 

Kariyerinizde en büyük baskıyı hissettiğiniz dönemler üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı nasıl etkiledi?

Her yıl iki hafta bütün yeteneklerimi kaybettiğim oluyor. Cüneyt Arkın’ın ‘alkolik doktoru’ oynadığı filmlerindeki gibi ellerimi titreterek onlara bakıyor bayağı bunalıma giriyorum, sonra bitiyor.

 

Zorlandığınızı hissettiğiniz bir işle karşılaştığınızda, durumu zihninizde -basitleştirmek- aşmak için kullandığınız bir yöntem var mıdır?

Tiyatroya dönüştürmek, karikatürünü nasıl yapardım diye sormak. Bir de bebek arabası tasarımcılarını düşünüp, aman bizimki de sorun mu diye sorunu aşağılamak.

 

Yorucu bir günün ertesi sabahında yataktan kalkmanızı sağlayan şey nedir?

Aslında bu soru, röportajın en uzun cevabını hak ediyor.
Dışarıdan bakan birinin ‘küstahlık’ olarak değerlendireceği nüveler ihtiva ettiği için o cevabı veremem. Ama ben Reklamcıların, su kanallarındaki eğlenceli buluşlar gibi çalıştığına inanırım. Hani, bir yerden su gelir, askıda dengeli bir kovayı doldurur, kova mecbur devrilir, o büyük su aşağıdaki renkli topları dağıtır vs… İşte o döngüdeki kova benim. Sabah olunca (artık ne denirse) mecbur kalkarım ya da devrilirim.

 

Çalışırken müzik dinlemenin duyguyu-odağı isteğiniz dışında olmaması gereken farklı yerlere götürebileceği söylenir. Bu fikre katılıyor musunuz?

Hayır katılmıyorum. Çok zorlayan, sevimsiz örneklere maruz kalmadıkça, müziğin ciddi oranda zihinsel bir gıda olduğuna inanırım. Bu saygı gelişiminde Muzaffer Çorlu’nun emeği çoktur onu da anmadan geçmek istemem.

 

Bir işin en heyecan duyduğunuz aşaması hangisidir? (Fikri bulduğunuz an, yapım süreci, tamamlandığı an.)

Tamamlandığı an.

 

Üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı en çok geliştiren deneyimleriniz nelerdir?

Oyuncak dükkanlarını gezmek, olabildiğince tasarım kentlerini dolaşabilmek, kızımla otomobil yolculuğu.

 

Çalışma ortamınızda “kesinlikle olmalı” dediğiniz şey nedir?

Sigara, içecek sıcak bir şey ve mümkünse renksiz bir dekor.

 

“Yaratıcı kişi” tanımınız nedir?

Çocuk.

 

En sevdiğiniz eşyanız nedir?

Siyah kurşun kalem(lerim).

 

Hayatta en çok kime hayranlık duyarsınız? Neden?

İyi oyunculara, sakin, akan insanlara hayranlık duyarım. Özel olduklarını, gerçekten umursamadan özel olanlara hayranlık duyarım.

 

En sevdiğiniz ‘alıntı’ nedir?

“Aklın ırmağını alışkanlıkların çölünde kurutmayın.”

 

Şu ana kadar gerçekleştirdiğiniz işler içerisinde en gurur duyduğunuz hangisidir?

İletişim fakültesinde (uzman sıfatlı) öğretim görevliliğim sırasında, çocuklar bir kelimenin anlamını bilemediler ve onlara çok kızmıştım. Sonra; öğrenci hallerini, ekonomik durumlarını umursamadan, onlara rahat rahat kızdığım için kendimden nefret etmiş ve bu fakülteye bir iletişim yayınları kütüphanesi yapacağım diye söz vermiştim. Yaptım. Bugüne kadar en gurur duyduğum iş budur.

 

Süper gücünüz nedir?

Bilmeyi inanmaya tercih ederim.

 

Kariyerinizin başlangıcına dönebilseydiniz en çok neyi bilmeyi isterdiniz?

Nasıl satmalı?

 

Hayatınızın sloganı nedir?

Hayatımızda slogan olarak yer bulmuş örneklerden biriyle yanıt vermem gerekiyorsa;
“Tek yol devrim”, mutfak dahil daha güzel sonuç almadığın hiç bir mecra yok.

Aklımdan çıkarmadığım bir cümle ile yanıt vermem gerekiyorsa;
“Biz Kurtlar… Ve biz azız köpeklere nazaran”

 

En iyi tavsiyeniz nedir?

Kendinden memnun olma!
Bu garip bir fırsatçılıkla insanın kendisiyle barışık olmaması veya özgüvensiz olmasıyla karıştırılırsa sessizce oradan uzaklaşıyorum.

 

 

İlgili Bağlantılar:   graphxajans.com   /   cihanisbasi.com

 

Paylaş:



Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,