Dilan Bozyel: Fotoğraf Sanatçısı, Hikaye Anlatıcı

dilan bozyel

Kariyer yolculuğunuzu lütfen kısaca açıklayabilir misiniz?

Hayat yolculuğumdaki sırt çantam.

 

Şu an yaptığınız meslekte çalışmak istediğinizi ne zaman ve nasıl keşfettiniz?

Yaklaşık 10 yıl önce, fotoğrafçı Diane Arbus’un çektiği fotoğrafları gördüğüm anda, fotoğrafçılığın büyüsü ve insana yüklediği yüksek tutku seviyesi ile keşfettim.

 

İlk işinizi yaptığınızda kaç yaşındaydınız?

7. TRT Çocuk Radyosu Diyarbakır Stüdyosu, spikerlik ve seslendirmenlik.

 

Üzerinizde en çok etki yaratan kitap hangisidir? Neden?

Masallar. Ardından Şeker Portakalı. Sonrası Joanne Greenberg – Sana Gül Bahçesi Vadetmedim.

Derken Arthur Rimbaud – Cehennemde Bir Mevsim ile devam etti. Ediyor, edecek ve yenileri eklenecek.

 

Okumak için genellikle günün hangi saatlerini tercih edersiniz?

Freelance çalıştığım için değişiyor, genelde akşamüstü ve yolculuklarım sırasında.

 

Gün içinde en yaratıcı ve üretken zamanınız hangisidir?

Eskiden gece yarısı zannederdim, şimdilerdeyse sabahın erken saatleri ve akşamüstü saatleri. Arada gece yarıları ilhamları depreşiyor fakat gece yarıları yüklenmiyorum kendime eskisi kadar.

 

İşlerin yolunda gitmediği zamanlarda en büyük motivasyon kaynağınız nedir ve üstesinden gelmek için ne yaparsınız?

Hayat bu. Bazen yolunda gitmeyebilir bir şeyler. Önce sağlık klişesine inanıyorum. İşlerde bir kapı kapanır, daha büyük bir kapı açılır. Bazen canımın sıkılmasına izin veriyorum, bazen kendimi oyalıyorum. Bazen sadece uyuyorum, bazen sadece gülüyorum. Yoluna giriyor zaman içinde hayat. Buna inanıyorum. Bir de şükürler olsun mesleğim ve hobim aynı olduğu için, elime kameramı alıp yola çıkmak bile iyi geliyor motivasyonuma ivme kazandırmak için.

 

Kariyerinizde en büyük baskıyı hissettiğiniz dönemler üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı nasıl etkiledi?

Sanatla uğraşanların varış noktası var mı bilmiyorum, bir yazar Nobel alınca mı bitiş çizgisine varıyor? O zaman bir daha eline kalem almıyor mu? Alıyor. Sonu olmayan, tatmini yüzde yüz olmayan bir mesleğin içindeyiz. Yüzmilyon dolar kazansam, eğer bu bir başarı ölçütüyse, bir daha fotoğraf çekmek istemeyecek miyim? Bence tam tersi :) Dolayısıyla, bu kariyer yolundaki baskı hiçbir zaman bitmeyecek. En kısa zamanda baskıdan kurtulup, kanatlanarak yola devam etmeli diyorum. Sorunuza dönersem; sanırım en bilinçsiz halimle, baskıları üstüme kabul ettiğim dönemler ilk dönemlerim. Okula başlama dönemim, sonraki ilk yıllar. Bu asi bir dışavuruma yol açmıştı. Bazen sırf aykırılık olsun diye adımlar atmıştım. Baskıdan bir çırpıda kurtulacağımı sanmışım sanırım bahsettiğim ani ve asi manevralarla. Fakat sonrasında, denizin ortasına doğru yüzünce; balıklarla, dalgalarla, denizin soğukluğuyla ya da ürkülen ne varsa hepsiyle uzlaşıyor insan ya mecburen ya da anlayarak. Ve doğanın akışıyla devam ediyor hayatına…

 

Zorlandığınızı hissettiğiniz bir işle karşılaştığınızda, durumu zihninizde -basitleştirmek- aşmak için kullandığınız bir yöntem var mıdır?

Basitleştirmek mi? Asla. Her ne kadar Nazım’a uyup hayata bir sincap ciddiyetiyle yaklaşsam da en ufak bir işi ve hatta ufak bir angarya işi bile çok ciddiye alıyorum. En büyük işim gibi yaklaşıyorum. Zorlanma konusunda ise; zihnimi rahatlatmak adına artık tecrübelerime güveniyorum -şükürler olsun. Ve elbette fısıldıyorum kendime: “Hiçbir şey dünyanın sonu ya da hiçbir şey dünyanın en büyük başarısı değil. Sen elinden geleni sevgiyle, sevgiyle, sevgiyle ve tecrübenle yap. Yeni öğretileri de es geçme.”

 

Yorucu bir günün ertesi sabahında yataktan kalkmanızı sağlayan şey nedir?

Son birkaç aydır kedimiz Lori’ye mama vermek için kalkıyorum yataktan.

Ve elbette her yeni günün hayrına inanıyorum.

 

Çalışırken müzik dinlemenin duyguyu-odağı isteğiniz dışında olmaması gereken farklı yerlere götürebileceği söylenir. Bu fikre katılıyor musunuz?

Müzik dinleyerek çalışabildiğim gibi bazen sakin bazen kör bir sessizliği tercih ediyorum. En kesini ise enstrümantal/klasik müzik dinleyerek çalışabildiğim. Söz olmayacak, çok iyi bildiğim tekrar tekrar dinlemiş olduğum müzik olmayacak.

 

Bir işin en heyecan duyduğunuz aşaması hangisidir? (Fikri bulduğunuz an, yapım süreci, tamamlandığı an.)

En heyecanlı noktası tamamlandığı an sanırım.

 

Üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı en çok geliştiren deneyimleriniz nelerdir?

Ekip işleri. Genelde yalnız başıma çalıştığım için, ekip işleri beni her seferinde yeni öğretileriyle daha çok geliştiriyor.

 

Çalışma ortamınızda “kesinlikle olmalı” dediğiniz şey nedir?

Pencere.

 

“Yaratıcı kişi” tanımınız nedir?

Göremediklerinizi gören, farkeden, hikayeleştiren kişi.

 

En sevdiğiniz eşyanız nedir?

Kameralarım. Yatağım. Meryem Ana biblom.

 

Hayatta en çok kime hayranlık duyarsınız? Neden?

Tanrı’ya. Nedenini çözmeme gerek olmadığı için.

 

En sevdiğiniz ‘alıntı’ nedir?

“Hayat iki şekilde yaşanır: Ya hiç mucize yokmuş gibi ya da her şey birer mucizeymiş gibi.”

– Albert Einstein

 

Şu ana kadar gerçekleştirdiğiniz işler içerisinde en gurur duyduğunuz hangisidir?

Gurur tuhaf bir his, her başarıma ya da başarısızlığımla gurur duyabiliyorum.

Lakin soruyu duyunca aklıma ilk gelen geçen sene Ayça Derin Karabulut’un Kafa Dergisi için Ara Güler ile yaptığı bir röportaj vardı. O röportaj için çekim yapmıştım. O çekimde kullanılan fotoğraf. Gurur duymuştum.

 

Süper gücünüz nedir?

Gizli, söyleyemem.

 

Kariyerinizin başlangıcına dönebilseydiniz en çok neyi bilmeyi isterdiniz?

Dünya’yı bir anda değiştiremeyeceğimi.

 

Hayatınızın sloganı nedir?

All we need is love.

 

En iyi tavsiyeniz nedir?

Sessizce gökyüzünü izle.

 

 

Fotoğraf: Güldest Yeşilmen

 

İlgili Bağlantılar:   dilanbozyel.com   /   instagram.com/dilanbozyelartworks/

 

Paylaş:



Etiketler: , , , , , , , , , , , ,