Gökhan Yorgancıgil: Senaryo Yazarı, Yönetmen

gökhan yorgancigil

Kariyer yolculuğunuzu lütfen kısaca açıklayabilir misiniz?

1993 yılında İTÜ Makine Mühendisliği öğrencisiyken bir TV filminde yönetmen yardımcılığı yaparak sinema kariyerime başladım. Film seti tozunu bir kere yuttuysanız artık iflah olmaz bir sinemacısınızdır diyen Scorsese, en azından benim üzerimde haklı çıktı.

 

Şu an yaptığınız meslekte çalışmak istediğinizi ne zaman ve nasıl keşfettiniz?

Kendimi bildim bileli iyi bir film izleyicisi oldum. TRT’nin tek kanal olduğu dönemlerde çocukluğum film akşamlarını beklemekle geçiyordu. Böyle bir film akşamında, sanıyorum lise çağlarındaydım, Çetin Tekindor’un sesiyle James Stewart’ı George Bailey olarak TRT ekranında izlediğimi hatırlıyorum. Film beni çok etkilemişti. Bu işi yapmak istediğimi sanırım ilk kez o zaman farkettim. Farklı bir kültürden, kırk elli yıl öncesinden, siyah-beyaz bir filmin etkisi şaşırtıcıydı. Filmin adı Şahane Hayat (It’s A Wonderful Life) 1946.

 

İlk işinizi yaptığınızda kaç yaşındaydınız?

İlk filmim bir kısa filmdi, doğal olarak. Sanıyorum 24 yaşındaydım. Ama yazarlık denemelerim daha önce başlamıştı. İlk öykümü 14 yaşımda yazmıştım. Bir bilim-kurgu öyküsüydü.

 

Üzerinizde en çok etki yaratan kitap hangisidir? Neden?

Çok kitap var ama etki deyince sanırım beni etkileyen ilk kitap diğerlerinden bir adım öne çıkar, Carl Sagan’ın Kozmos’u. Astronomi ve genel olarak bilime ilgi duyuyordum kitabın evrende olan bitene ve bilime yaklaşımı olağanüstüydü.

 

Okumak için genellikle günün hangi saatlerini tercih edersiniz?

Bir saatim yok, müsait olduğum sürece okuyabilirim.

 

Gün içinde en yaratıcı ve üretken zamanınız hangisidir?

Ben gündüz insanıyım, erken yatıp erken kalkmayı seviyorum. Geceyi karanlık ve sessizlikten ötürü uyku ile değerlendirmek bana daha mantıklı geliyor.

 

İşlerin yolunda gitmediği zamanlarda en büyük motivasyon kaynağınız nedir ve üstesinden gelmek için ne yaparsınız?

Bir ritüelim yok, ama zaman geçtikçe sarsıntılar etkisi azaltıyor tekrar mantık ve temel motivasyonlar hakimiyeti ele alıyor.

 

Kariyerinizde en büyük baskıyı hissettiğiniz dönemler üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı nasıl etkiledi?

En büyük baskıyı bana ait olmayan projeleri gerçekleştirmeye çalıştığım zamanlarda hissediyorum, yani sipariş işler beni geriyor. Kendi yapmak istediğim işlerde işi iyi yapmaya çalışmaktan başka bir derdim olmuyor. Ama başkalarına (seyirciye değil) iş beğendirmeye çalışmak beni gerçekten delirtiyor.

 

Zorlandığınızı hissettiğiniz bir işle karşılaştığınızda, durumu zihninizde -basitleştirmek- aşmak için kullandığınız bir yöntem var mıdır?

Bir önceki soruya verdiğim cevapla bağlantılı bir cevap vereceğim; zorlandığım işi kendi projem haline getirmeye çalışıyorum. Yani kendimden bir katma değer, benim hayalimi süsleyen projelerden birine dönüştürmeye çalışıyorum. Son noktada amatör ruhu kaybetmemem lazım. Yüzde yüz profesyonelliği başarabileceğimi sanmıyorum.

 

Yorucu bir günün ertesi sabahında yataktan kalkmanızı sağlayan şey nedir?

Uyanmak benim için hiç sorun olmadı neyse ki. Uyku ile aram yok. Ama yataktan kalkmayı istememek başka bir şey. Sorumluluk duygusu ağır basar, bohem olmadım, olmak da istemem.

 

Çalışırken müzik dinlemenin duyguyu-odağı isteğiniz dışında olmaması gereken farklı yerlere götürebileceği söylenir. Bu fikre katılıyor musunuz?

Katılmıyorum. İmkan varsa, yani etrafta rahatsız olabilecek birileri yoksa mutlaka müzik eşliğinde çalışırım. Binlerce nefis şarkı barındıran bir iPod’um var, shuffle seçeneği ne hikmetse hep ilham verici şarkılardan yana bir seçki sunuyor! :-)

 

Bir işin en heyecan duyduğunuz aşaması hangisidir? (Fikri bulduğunuz an, yapım süreci, tamamlandığı an.)

Hitchcock haklı. Diyor ki, sinemanın en güzel hali senaryo yazmaktır. Senaryo yazarken her şey mükemmeldir, set harikadır, oyuncular işlerini kusursuz yaparlar, yapım imkanları tam da olması gerektiği gibidir. Ama senaryo bitip de gerçeklerle yüzleşmeye başladıkça hayaller yontuldukça yontulur. Hayal kurmak ve yazmak sinemanın en heyecanlı bölümü. Bir de en sonda, kurgu miksaj vs. bittikten sonra filmi ilk kez müzikleriyle birlikte izlemek harikadır.

 

Üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı en çok geliştiren deneyimleriniz nelerdir?

Kitap okumak. Kitap okurken zihnimi durduramıyorum, binlerce fikir hücum ediyor. Bu sebeple kitap okurken çoğunlukla notlar alırım.

 

Çalışma ortamınızda “kesinlikle olmalı” dediğiniz şey nedir?

Çay, müzik, kanepe (arada uzanmak için).

 

“Yaratıcı kişi” tanımınız nedir?

Umulmadık ilişkileri/bağlantıları görüp yeni denklemler kurabilen insandır.

 

En sevdiğiniz eşyanız nedir?

Yakın zaman önce bir Nook aldım, şimdiye dek çok iyiyiz bakalım!

 

Hayatta en çok kime hayranlık duyarsınız? Neden?

Öncülere hayranlık duyuyorum. ‘Doruk’ kişilerden daha etkileyici buluyorum, yetenek bilgi vs. gibi özelliklerin yanında cesur da olmaları gerekiyor çünkü. Bir de hem öncü hem doruk olan bir kaç kişi var ki onların gerçekten hayranıyım. Edgar Allan Poe gibi.

 

En sevdiğiniz ‘alıntı’ nedir?

‘Fear is the path to dark side, fear leads to anger, anger leads to hate, hate leads to suffering.’
Yoda.

 

Şu ana kadar gerçekleştirdiğiniz işler içerisinde en gurur duyduğunuz hangisidir?

Malesef yaptığım işlerle ilgili böyle bir duygum olmadı. Sanırım olmayacak da. Çünkü ben bir iş yaptığımda insanlar benim yaptıklarımı görüyorlar. Ben ise yapamadıklarımı görüyorum. Ama sorunuza illa ki bir cevap vermemi isterseniz hocalık yapmak diyebilirim. Bildiklerimi öğretmek harika bir duygu.

 

Süper gücünüz nedir?

Sanırım ben bir kaplumbağayım, ama ninja olmayanlardan. İdeallerimle ilgili çok sabırlıyım.

 

Kariyerinizin başlangıcına dönebilseydiniz en çok neyi bilmeyi isterdiniz?

Bir kaç tane yabancı dili çok iyi öğrenebilmeyi isterdim.

 

Hayatınızın sloganı nedir?

Mahna Mahna.

 

En iyi tavsiyeniz nedir?

Yine Üstat Yoda’dan bir alıntı yapayım: Do. Or do not. There is no try.

 

 

İlgili Bağlantılar:   @gokyor   /   gokhanyorgancigil.com

 

Sosyal Medyada Paylaş



Etiketler: , , , , , , , , , , , ,