İzzeddin Çalışlar: Editör, Yazar

izzeddin çalışlar

Kariyer yolculuğunuzu lütfen kısaca açıklayabilir misiniz?

Lise yıllarında yazmaya ve çizmeye meraklıydım. Üniversiteye başlar başlamaz JWT Manajans’tan ayrılan bir grup beni de ortak alarak bir reklam ajansı kurdu. Bir anda kendimi reklam yazarı ve grafiker olarak buldum. Aynı zamanda da hiç iş tecrübesi olmayan bir patron oluverdim. Herkesin hissedar olduğu dört kişilik bir butik ajans olan Panajans’ta beş yıl çalıştıktan sonra ajans başkanı olarak Mecra’ya geçtim. Birkaç ayda orayı yeniden yapılandırarak Her Mecra’yı kurduk ve orta boy bir ajans olarak beş yıl daha reklamcılık yaptım. Bu süreç içinde hep bir taraftan da kitap yazıyor, tiyatroyla ilgileniyor, Yeşilçam’da çalışıyor, her tür kültürel işe atlıyordum.

 

Şu an yaptığınız meslekte çalışmak istediğinizi ne zaman ve nasıl keşfettiniz?

Altı ay kadar işe gitmeye ara verip garip ülkelere seyahatler yaptım. Oralarda çektiğim fotoğraflar ve gezi yazıları o kadar rağbet gördü ki, şirket sorunlarıyla uğraşmayacağım bir hayatın da mümkün olabileceğini gördüm. Ortaklığı bıraktım ve serbest yazarlık yapmaya başladım. 90’lı yılların ortalarıydı ve henüz kimse bilinmedik yerlere gitmeye cesaret edemiyordu. Ben ise nerede promosyon varsa iştahla oraya giderek dünyayı keşfediyor, kimi zaman ayda on dergiye yazı yetiştirdiğim oluyordu. Bir yandan kimi ajanslara free lance iş yapıyordum, bir yandan da hayalimdeki kitap projelerini hayata geçiriyordum. O aralar kurumsal kitap projeleri de çıkmaya başladı. İşe gitmeden, her sabah trafiğe dalmadan, sadece yazı yazarak da geçinebileceğimi fark ettiğim an profesyonel kariyer yapmak anlamsızlaştı. Artık tek kişilik şirkettim ve halen de öyleyim.

 

İlk işinizi yaptığınızda kaç yaşındaydınız?

Galatasaray’da iki sene fazladan okuduğumuzdan bir sene de sınıfta kaldığımdan, üniversite ikinci sınıftayken iş kurduğumda 22 yaşındaydım.

 

Üzerinizde en çok etki yaratan kitap hangisidir? Neden?

Bana ben de kitap yazmalıyım dedirten ve kendimce yazıp fotokopiyle çoğalttığım kitaplar yazdıran birkaç kitap oldu. Bunlardan hatırladıklarım, Wilhelm Reich/Dinle Küçük Adam, Hermann Hesse/Siddartha, Albert Camus/Başkaldıran İnsan, Friedrich Nietzsche/Ecce Homo, Şalter/Afif Yesari. Bunların ortak özelliği bireyi, rasyonelliği ve hayatı ciddiyetle hafife almayı öneriyor olmalarıydı. Türkçeyle ilişkimi Aziz Nesin, Kemal Tahir, Yaşar Kemal aracılığıyla ilerlettim. Bir yandan da Nöbetçi Tiyatro’da oyun müzikleri yaptığımdan Ferhan Şensoy’un öğrencisiydim. Korhan Abay’la medya yazarlığı gerektiren projeler üretiyorduk. Sinan Çetin’e reji asistanlığı ve senaristlik yapıyordum. Onlar da kitap gibiydiler. Her alanla ilgili okumaya da meftundum. Dramatik yazarlıkta ise Lajos Egri’nin Piyes Yazma Sanatı’ndan o dönemdeki herkes gibi ben de etkilenmiştim.

 

Okumak için genellikle günün hangi saatlerini tercih edersiniz?

Sadece kendi yazdıklarım yok hayatımda. Başkalarının yazdıklarını da yayına hazırlıyorum. O yüzden editör olarak okumak zaten işimin parçası. Tercih şansım yok. Tüm mesaim sırasında okuyor ve yazıyorum. Keyif için okumaya ise çalışırken değil, iş yetiştirmek zorunda olmadığımda zaman ayırıyorum. Saat tercihim yok. Okunacak olanlar okunacaktır, mazereti olmaz.

 

Gün içinde en yaratıcı ve üretken zamanınız hangisidir?

Sabahlar dışındaki her saat olabilir. Her an her yerde çalışabildiğimden gün içindeki zaman dilimlerinden çok hava durumu ve bulunduğum mekân etkili olabiliyor. İlk tercihim başımın gölgede, ayaklarımın suda olabildiği, güneşli, pırıl pırıl havada, sıcak ve gürültüsüz, doğal ortamlar. Ütopik gelebilir ama benim için o kadar da zor bulunabilir değil.

 

İşlerin yolunda gitmediği zamanlarda en büyük motivasyon kaynağınız nedir ve üstesinden gelmek için ne yaparsınız?

Her sorunun süreli olduğunu ve bir süre sonra geçeceğini bilebilecek yaştayım. Sorun maddiyse küçülerek ve sorunu kabullenerek zamandan medet umarım, maneviyse gidişine bırakırım. Her durum kabullenilebilirdir. Her durumun daha vahimi de vardır. Bu da geçer. İşimize bakalım.

 

Kariyerinizde en büyük baskıyı hissettiğiniz dönemler üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı nasıl etkiledi?

Yaratıcılık denen başkalarını şaşırtabilme yetisi, en çok baskı ve sınırlamalar altında verimli olur. Yaratıcı yazarlık derslerimde öğrencilerime ilk anlattığım bu olmuştur. Kimse ne istersen yap dendiğinde yaratıcılık sergileyemez. Yaratıcılığın fışkırması için ya birilerinin ya kendisinin sınırlamalarına ihtiyaç vardır. En etkili siyasi başkaldırı metnini otoriter baskıyı en çok hissettiğinizde yazabilirsiniz. Özgürlük üzerine söylenmiş en güzel sözler özgürlüğü elinden alınanlarca edilmiştir. Ressam için de reklam yazarı için de böyledir. Onlarca müşteri sınırlaması arasından süzülerek geldiği için reklam sloganı yaratıcı bulunur. Edebiyatçı da kafayı yer karakterine ihanet etmeden hikayeyi sürdürebilmek için. Ben öyle büyük baskılar altında kalarak çalıştığımı hatırlamıyorum. Baskıyı kendim kurarım. Hep verdiğim bir örnektir: Georges Perec, Disparition adlı romanını e harfi kullanmadan yazdı. Koca romanda içinde e gibi en sık rastlanan harfin geçtiği tek bir sözcük bile yok ve okur bunu fark etmeden okuyabiliyor. Dahası Cemal Yardımcı da o romanı Kayboluş adı altında hiç e harfi kullanmadan Türkçeye çevirdi. Bir yazar ve çevirmen için bundan daha büyük bir baskı ve daha büyük bir yaratıcılık gösterisi olabilir mi?

 

Zorlandığınızı hissettiğiniz bir işle karşılaştığınızda, durumu zihninizde -basitleştirmek- aşmak için kullandığınız bir yöntem var mıdır?

Klasik yöntem her zaman işe yarar: Parçalarına ayır, kümeleştir, sıraya diz, başından başla, takıldıkça atla. Bazen çözüm süreçte değil, sondadır.

 

Yorucu bir günün ertesi sabahında yataktan kalkmanızı sağlayan şey nedir?

Gerçekten kalkabileceğine emin olana kadar kalkmamak. Sabahlarımı kaybettim, hükümsüzdür.

 

Çalışırken müzik dinlemenin duyguyu-odağı isteğiniz dışında olmaması gereken farklı yerlere götürebileceği söylenir. Bu fikre katılıyor musunuz?

Kimi zaman öyle olduğuna katılıyorum ama kimi zaman aksi tesir de yapabiliyor. Çalışırken müzik dinlemek yönetilmesi gereken bir an. Müziği de kendini de iyi tanımak gerekir. Müziğe, yerine, tesisatın kalitesine, o an yapılan işe ve rastlantılara bağlı. Kimi durumlarda riskli, kimi durumlarda şart, kimi durumlarda zinhar!

 

Bir işin en heyecan duyduğunuz aşaması hangisidir? (Fikri bulduğunuz an, yapım süreci, tamamlandığı an.)

Söz konusu olan işse, en heyecan duyduğum an bedelinin hesabıma yattığını gördüğüm zamandır. Yazdığının karşılığında aldığın para en somut kabul görme göstergesidir. İş de zaten para kazanmak için gösterilen gayrete denir. Söz konusu iş değil de uğraşsa, –ki bir sürü iş olmayan uğraşım da var–  o zaman heyecana sadece proje bittiğinde yer var. O da birkaç dakikalık bir memnuniyet, farklı bir tatmin duygusu. çalışırken coşkularla, duygularla pek haşır neşir değilimdir ama kaptırmış yazarken Büyük Roman‘ın benim için çok özel bir bölümünü bitirdiğimde, kendi kendime “Vay be!” dediğimi hatırlıyorum. Nadirdir.

 

Üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı en çok geliştiren deneyimleriniz nelerdir?

Aynı anda farklı disiplinlerde, farklı sektörlerde ve farklı ustalarla çalışmak üslup zenginliği getirmiştir sanırım. Raymond Queneau gibi aynı metni 99 farklı tarzda yazabilmek sonradan kazanılabilen bir beceri sonuçta. Dünyanın her halini yaşayarak görmüş olmanın da saptanamaz bir katkısı olduğuna inanıyorum. Bu da önyargısızlık ve kabullenme ferahlığı getiriyor sanki. Çok gençken dünyaca ünlü insanlarla, işinin ustalarıyla, farklı kültürlerle haşır neşir olmak, o babalarla, divalarla iş tutmak da komplekssizlik katmıştır zannımca. Bunlar şanslı beslenmelerdi ve yaratıcılığın yetenekten çok beceri olduğunu idrak ettirdi. Üretkenlik ise doğrudan yaşamak için çalışma zorunluluğuna bağlı gibi geliyor. “Editör ve yazar olarak 130 kitabım var” dediğimde garip garip bakıyorlar. Her gün sabahtan akşama kadar çalışan herkes aynı oranda üretkendir bence.

 

Çalışma ortamınızda “kesinlikle olmalı” dediğiniz şey nedir?

Gerekli olan teknolojik aksamın en kalitelisi ve en sorunsuzu.

 

“Yaratıcı kişi” tanımınız nedir?

Ortaya koyduğu ürünün işlevini aksatmaksızın onla karşılaşanların beklemediği bir tarz katarak şaşırtabilene yaratıcı derim. Ayrıca beğenmem de gerekmez.

 

En sevdiğiniz eşyanız nedir?

İlk bilgisayarımdan beri kesintisiz kullandığım Apple ailesi.

 

Hayatta en çok kime hayranlık duyarsınız? Neden?

Belli bir şahıs ismi veremeyeceğim ama öğrendiklerini unutmayan, tarihleri ve isimleri hatırlayabilen, tüm dağarcığını her an cebinde taşıyabilenlere hayranlık duyduğumu fark ediyorum.

 

En sevdiğiniz ‘alıntı’ nedir?

“Çözüm yoksa, sorun da yoktur.” (Marcel Duchamp)

 

Şu ana kadar gerçekleştirdiğiniz işler içerisinde en gurur duyduğunuz hangisidir?

Zorluğu diğer disiplinlerle kıyas kabul etmediği ve çok karmaşık parametrelere bağlı olarak kotarabildiğim için Kamran İnce’nin 5. Senfoni Galatasaray ve Hammers and Whistlers adlı eserlerinin sözlerini yazmış olmam.

 

Süper gücünüz nedir?

Okurken tashih yapabilmek.

 

Kariyerinizin başlangıcına dönebilseydiniz en çok neyi bilmeyi isterdiniz?

Yazılım.

 

Hayatınızın sloganı nedir?

Bağımsızlık karakterimdir.

 

En iyi tavsiyeniz nedir?

Sizin mükemmeliyetçi olmanız başkasının sorununu çözebileceğiniz anlamına gelmez.

 

 

İlgili Bağlantılar:   @benizo   /   izzeddincalislar.com

 

Sosyal Medyada Paylaş



Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,