Melike Karakartal: Gazeteci, Yazar

Melike Karakartal

Kariyer yolculuğunuzu lütfen kısaca açıklayabilir misiniz?

İstanbul Üniversitesi’nde 3,5 yıl Jeofizik Mühendisliği eğitiminin ardından yaratıcı alanda başka bir meslek icra etmem gerektiği inancıyla tekrar sınavlara hazırlanarak Yıldız Teknik Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı bölümünü kazandım. İkinci sınıftan itibaren çalışma hayatına atıldım, 2000’lerin başıydı, o dönemden beri pek çok dergi ve gazetede muhabirlikten editörlüğe çeşitli kademelerde görev yaptım. Son dokuz yıldır Hürriyet Gazetesi Kelebek ekinde haftada dört kez olmak üzere popüler kültür konularını ele aldığım bir köşe yazıyorum. Bir yıldır Hürriyet Daily News’ta benzer konularda İngilizce köşe yazıları da kaleme alıyorum, aynı zamanda yine Hürriyet Kelebek için yabancı kaynaklı popüler dizi ve filmlerin yazarları, oyuncuları veya yönetmenleri ile yurt dışı röportajları yapıyorum. Bir dizi kültürü dergisi olan Episode Dergi’de yabancı dizilere yönelik inceleme yazıları da yazıyorum. Gazetecilikte ilk işim İstanbul Life dergisi muhabirliğiydi.

 

Şu an yaptığınız meslekte çalışmak istediğinizi ne zaman ve nasıl keşfettiniz?

Çok küçük yaşlardan beri kendimi yazarak ifade etmeye meraklıydım. Basılı yayınlar da beni hep büyülerdi, annem okumayı çok erken yaşta gazetedeki banka reklamlarına bakarak çözdüğümü anlatır. Hem okumaya, hem yazmaya ilgi duyan bir çocuk olarak büyüdüm. Daha sonra lisede fen-matematik alanına yöneldim fakat insanın içindeki arzu peşini bırakmıyormuş bir türlü, mühendislikten uzaklaşıp yazarlığa yaklaşmam herhalde tesadüf değildi.

İlk gençlik yıllarımda bolca okuduğum Blue Jean dergisinin o dönem yayın yönetmenliğini yapan Kutlu Özmakinacı’ya “Derginizde yazmak için ne yapmalıyım?” diye sormuştum, benden en sevdiğim ve en sevmediğim grupla ilgili iki yazı kaleme almamı istemişti. En sevdiğim grup Beady Belle, sevmediğim grup olarak da Blink 182’yi yazmıştım. Bu yazılar sayesinde bir işim oldu, Blue Jean’de kadro yoktu ama İstanbul Life’ta muhabir eksiği vardı, beni oraya yönlendirdi. Muhabirliğe başladığım günler rüyada gibi hissediyordum, “Neden bu mesleğe daha önce başlamadım” diyordum.

 

İlk işinizi yaptığınızda kaç yaşındaydınız?

Öğrencilik yıllarımda part-time bir turizm şirketinde, kongre departmanında çalışmıştım, 19 yaşındaydım.

 

Üzerinizde en çok etki yaratan kitap hangisidir? Neden?

Jack London’ın Martin Eden’ı. Bilgiye ulaştıkça, hayatı ve insanları başka bir perspektiften algılamaya başlayınca mutsuzlaşan, anlam kaybı yaşayan bir adamın hikayesidir Martin Eden. Üniversite yıllarımda okuduğum bir kitap, hala etkisini koruyor.

 

Okumak için genellikle günün hangi saatlerini tercih edersiniz?

Akşamüzeri saatleri. Kendimi sakinleştirmek, yavaşlatmak istediğim her saat olabilir aslında, zaman diliminin pek önemi yok.

 

Gün içinde en yaratıcı ve üretken zamanınız hangisidir?

Sabah erken saatler. Sabah erken kalkmak bir baskı unsuru olduğunda, insan “sabah insanı” mı yoksa “gece kuşu” mu olduğunu fark edemiyor. İlkokuldan itibaren erken kalkma zorunluluğumuz var malum, iş hayatında da bu sürüyor, dolayısıyla öğlenlere kadar uyuyup gece geç yatmayı seven bir yapımız olduğunu sanıyoruz çokça. Oysa bu kendi vücut saatimizi dinleme imkanı bulamamamızdan kaynaklanan bir yanılsama. Bir ofiste çalışmayı bıraktıktan ve kendi çalışma saatlerimi ayarlama özgürlüğümü kazandıktan sonra gördüm ki meğer günün erken saatleri en üretken olduğum zaman dilimiymiş. Uzun yıllardır erken saatlerde uyanır, kahvaltımı eder ve hemen çalışmaya başlarım.

 

İşlerin yolunda gitmediği zamanlarda en büyük motivasyon kaynağınız nedir ve üstesinden gelmek için ne yaparsınız?

Hayatın hepimizden büyük olduğu gerçeği beni en zor zamanlarımda motive eder. İçinde bulunduğumuz koşullar, maruz kaldığımız haberler ve hayat tercihlerimiz bizi dar bir alana hapsolmuş gibi hissettirebiliyor, böyle zamanlarda görüş alanımızın dışına çıkabilmek ve seçeneklerimizin gözümüzün gördüğünden çok daha fazla olduğunu idrak etmek önemli. Bunu yapabildiğim zamanlarda tünelin sonundaki ışığı görebiliyorum.

 

Kariyerinizde en büyük baskıyı hissettiğiniz dönemler üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı nasıl etkiledi?

Baskı altında olmak demek, insanın özgür ortamda dikkat dahi etmeyeceği aptalca konulara dikkat etmek zorunda bırakılmasıyla başlayan bir insan hakları ihlal(ler)i öyküsüdür. Bu his bazılarını çaresizliğe, karanlığa sürükler, bazılarını da yeni çıkış yolları aramaya iter, dolayısıyla yaratıcılığı tetikler. Bana her ikisi de olmuştur. Baskı altında çalışma zorunluluğuna, kişisel olarak ileriye gitmek için bir fırsat gibi bakabilirseniz, gözlem, değerlendirme becerinizi artırabileceğiniz, kalp terazinizi hassaslaştırabileceğiniz bir dönem olarak da görebilirsiniz.

 

Zorlandığınızı hissettiğiniz bir işle karşılaştığınızda, durumu zihninizde -basitleştirmek- aşmak için kullandığınız bir yöntem var mıdır?

Basitleştirmenin tek yolu o işe vakit kaybetmeden, bir an önce başlamak. Ufak da olsa bir adım atmak, gerisi çorap söküğü gibi gelir. Yaptıkça kolaylaştığını, azaldığını hissederim, zihnimde büyüttüğümü görürüm. Ertelediğim için üzülürüm, boşu boşuna bir işi zihnimde yokuş yukarı sürdüğümü fark ederim.

 

Yorucu bir günün ertesi sabahında yataktan kalkmanızı sağlayan şey nedir?

Sabahları genellikle kendimi iyi hissederim, özellikle sabah çok erken saatlerde, yeni başlayan bir günün içinde taşıdığı potansiyel, geleceğin bilinmezliği bana yeni fırsatları, yeni heyecanları müjdeler gibi gelir. Tabii günümü iyi değerlendiremediğimi hissedersem, bu düşünce yerini akşama doğru iç sıkıntısına bırakır.

 

Çalışırken müzik dinlemenin duyguyu-odağı isteğiniz dışında olmaması gereken farklı yerlere götürebileceği söylenir. Bu fikre katılıyor musunuz?

Öğrencilik yıllarımda da müzikle çalışamazdım, şimdi yine aynısı geçerli. Kitap okurken de dinleyemem. Müzik çoğu zaman koku hafızası gibi çalışıyor, hemen başka yerlere götürüveriyor. Müzik eşliğinde yazı yazmaya çalıştığım zamanlarda gözlerimi boşluğa dikmiş bir şekilde, aklımdan ilgisiz düşünceler geçerken çok bulmuşumdur kendimi. Tabii müziksiz de olmuyor, o zaman sanki hayatın rengi soluyor, lezzeti gidiyor gibi geliyor. Müziğe az vakit ayırdığım zamanlarda hayata daha olumsuz yaklaşan birine dönüştüğümü düşünüyorum.

 

Bir işin en heyecan duyduğunuz aşaması hangisidir? (Fikri bulduğunuz an, yapım süreci, tamamlandığı an.)

Tamamlandığı an. Gözümde çok büyüttüğüm, “Asla bitiremeyeceğim” dediğim bir röportajı veya uzun bir değerlendirme yazısını bitirdiğim an ve basılı olarak gördüğüm zaman. İçime sindiyse hele, tadından yenmez o his.

 

Üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı en çok geliştiren deneyimleriniz nelerdir?

Olumsuz deneyimlere/hislere/düşüncelere, başka insanların kötü davranışına veya haksız yaklaşımına hayatım boyunca dönem dönem verdiğim tepkileri gözlemlemek ve yürüdüğüm yolu görmek bana iyi gelmiştir. Bizim veya yakınlarımızın sağlık problemleri, başımıza gelen tatsızlıklar, kendi kendimize fark etmeden gönüllü olarak yarattığımız mutsuzluklar… Tüm bunlara yaklaşım biçimlerimiz bence bizi geliştiriyor ve değiştiriyor. Üretkenliği ve yaratıcılığı en çok zorluklara yaklaşım şeklinin etkilediğine inanıyorum.

 

Çalışma ortamınızda “kesinlikle olmalı” dediğiniz şey nedir?

Kısa bir zaman önce mekanlara, eşyalara gereğinden fazla bağlılık besleyen bir insan olduğumun farkına vardım ve bunun sağlıksız olduğunu düşünüyorum. Şimdi ise bilgisayarımın, kalemimin ve defterimin olduğu her yerde çalışabileceğimi fark ediyorum. Çalışma ortamım kendi zihnimde, nerede olduğumun pek önemi yok. Evde çalışırken masamda duran sepette kedim Cımbız uyuyor olur, onu göremediğimde eksikliğini hissederim.

 

“Yaratıcı kişi” tanımınız nedir?

“Yaratıcı kişi” dediğimiz insanı karşısındaki yansımasıyla tanımlıyoruz galiba. Bir insanın ürettikleri, karşısındakinde tarifsiz bir aydınlanma hissi yaratıyorsa, işi üreten için yaratıcı diyebiliriz. Yaratıcılık biraz bakan göze göre değişiyor aslında, güzellik gibi. Sizin çok yaratıcı bulduğunuz bir iş bir başkasına sıradan görünebilir, dikkate layık bulunmayabilir.

 

En sevdiğiniz eşyanız nedir?

Bunu bana birkaç ay önce sorsaydınız yanıt vermekte zorlanırım, pek çok sevdiğim eşyam var ama hiçbir eşyamı çok sevmek istemiyorum:) Eşyalarımızın bizi tanımlamasına izin veriyoruz, dünyada kapladığımız yer sahip olduğumuz eşyalardan daha büyük.

 

Hayatta en çok kime hayranlık duyarsınız? Neden?

Aşkla ve bu duygunun yarattığı o benzersiz iştahla işini yapan herkes.

 

En sevdiğiniz ‘alıntı’ nedir?

Roosevelt’in bir sözü. “Men are not prisoners of fate, but only prisoners of their own minds” demiştir, kabaca “İnsanoğlu kaderinin değil, sadece ve sadece kendi aklının esiridir” olarak çevirebilirim.

 

Şu ana kadar gerçekleştirdiğiniz işler içerisinde en gurur duyduğunuz hangisidir?

“İlham veren insan” olarak bu sayfalara layık görülmüş olmam. Teşekkür ederim!

 

Süper gücünüz nedir?

Süper güç mü bilmem insanları iyi gözlemleyebildiğimi ve anlayabildiğimi düşünürüm.

 

Kariyerinizin başlangıcına dönebilseydiniz en çok neyi bilmeyi isterdiniz?

Genç yaşlarda sahip olduğumuzu düşündüğümüz karakter özelliklerimiz aslında ailemizden kopyaladığımız ve bize ait olmayan davranışlar. Bunu erken yaşlarda fark edebilmeyi isterdim.

 

Hayatınızın sloganı nedir?

Bir insanın dışarıya gösterdiğiyle içeride taşıdığı kimliğin aynı kişi olması, dürüstlük en büyük güç.

 

En iyi tavsiyeniz nedir?

Türkiye’de kız çocukların büyük çoğunluğu ileride bir gün kendi kanatlarıyla uçması gerektiği bilinciyle yetiştirilmiyor. Aileler genellikle çocuklarını özgür yaşayacak ve çalışacak biçimde değil, önce kendilerine, sonra da başkalarına, yani aynı yakınlığı arayıp bulacakları eşlerine veya çocuklarına sağlıksız bağımlılıklar geliştirecek biçimde yetiştiriyorlar. Hayatta kalma becerileri gelişmemiş insanlar olmamak için çok erken yaşlarda dünyayı anlama gayretine girmek önemli. Teknolojinin, sinemanın, edebiyatın, müziğin ve türlü ilgi alanlarının içinde kaybolarak geçirilmiş bir ilk gençliğin insanın ilerleyen yaşlarının belirleyicisi olduğuna inanıyorum.

 

 

İlgili Bağlantılar:   @melikekarakarta  /  instgrm/melikekarakartal  /  lnkdn/melike-karakartal

 

Sosyal Medyada Paylaş



Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,