Olcayto Cengiz: Reklamcı

olcayto cengiz

Kariyer yolculuğunuzu lütfen kısaca açıklayabilir misiniz?

Benim aslında ilk hedefim fritöz olmakmış. Anne kayıtlarına göre 3 yaşımdan 4 yaşıma kadar bu fikrimde sabit kalmışım ancak sonrasında kariyer olarak sıkıcı olacağına kanaat getirdiğim için sanırım uzun yıllar Örümcek Adam olmak için kendimi hazırladım. Lise 1’de ise bilmediğim bir nedenden reklamcı olmaya karar verdim. Yarısı turizmci yarısı doktor sülalemin kibarca “Oğlum manyak mısın?” demeleri ile o dönem bir başka tutkum olan genetik mühendisliğine yöneldim. Ancak 94 senesinde hayatın cilvesi olarak reklamcılık geldi beni buldu ve 1 sene öncesinde taşındığımız Antalya’da, o dönem şehrin en önemli reklam ajanslarından olan Gün Ajans’da kendimi bilgisayarın karşısında otururken buldum. Bir kişinin inancı (Bülent Ulutaş’a buradan selam olsun) bir hayatı değiştirdi diyebilirim. Sonrasında da zaten önünü alamadık.

 

Şu an yaptığınız meslekte çalışmak istediğinizi ne zaman ve nasıl keşfettiniz?

Yukarıda da belirttiğim gibi hiçbir fikrim yok. Hikayeler yazıyordum ortaokuldan beri, çizimler yapıyordum. Sonra bunları birleştirmeye başladım. Kendi kendime ilanlar filan yapmaya başladım anlamsızca. Spor ayakkabısı tasarlıyordum, sonra onun adını koyup ilanını çiziyordum filan. Evde durur hala o defterlerim. Sonra artık televizyonda bir şey mi izledim ne olduysa dedim reklamcı olacağım.

 

İlk işinizi yaptığınızda kaç yaşındaydınız?

Hayatımdaki ilk iş dersek, 9 yaşımdaydım. Evdeki eski dergileri kitapları filan mahallede yoldan gelene geçene satıyordum. Kariyer anlamındaki ilk işimi ise 18 yaşımda yaptım. Gün Ajans da çömez çömez dolaşıyorken içeride bekleyen bir cep telefonu ilanı için aklıma gelen bir fikri o zamanki ustam olan sanat yönetmenine gösterdim. “Ya böyle bir şey olur mu acaba?” diye. “Aferim len” dedi, “Olcay’ın fikrini yapıyorum ben” dedi. Oturdu benim çizimimi Photoshop’a aktardı, arada sürekli “Böyle iyi mi len?” diye sorarak. Koca sanat yönetmeni bir tıfıldan resmen onay alıyordu. Hem çok utanmış hem de acayip gururlanmıştım. Ama biliyordum ki O da sarı zeminli cep telefonu ilanlarından çok sıkılmış durumdaydı. O koca sanat yönetmeni artık kendi ajansını yönetiyor, hatta kendisi de “ilham verenler”den birisi olarak burada bulunuyor. Ne arkadaşlığımız değişti ne de O’nun bana inatla Olcay deyişi.

 

Üzerinizde en çok etki yaratan kitap hangisidir? Neden?

Richard Bach – Mavi Tüy. Dünyanın sadece insanın yansıması olduğunu, sen nasıl görmek istersen onu görebileceğini bana çok genç bir yaşta öğretti.

 

Okumak için genellikle günün hangi saatlerini tercih edersiniz?

Yolda çok fazla okuyorum. İşe gidip gelirken. Bir de akşam yatakta okuma şansım var. Bunun dışında bir şey okuyacaksam bu ya bir masal oluyor ya da Şimşek McQueen’in hayali maceraları.

 

Gün içinde en yaratıcı ve üretken zamanınız hangisidir?

Gece. Yıllardır el ayak çekildikten sonra bana bir haller oluyor. Bir de sabah kalktığım ilk 1 saat filan bunun olduğunu farkettim ama halen açık ara gece. Gün içinde gece aklıma gelenleri yapıyorum diyebilirim.

 

İşlerin yolunda gitmediği zamanlarda en büyük motivasyon kaynağınız nedir ve üstesinden gelmek için ne yaparsınız?

Oğlum. Kendisi benim hayattaki en büyük sakinleştiricim ve aynı zamanda motivasyonum. Dolayısıyla bir şeyler ters gidiyorsa genelde oğluma koşuyorum. Bunun dışında karıma fena şımarıyorum. Daha kısa süreli çözümlerde ise yürümek yıllardır en büyük ilacım.

 

Kariyerinizde en büyük baskıyı hissettiğiniz dönemler üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı nasıl etkiledi?

Önce çok yıkıcı oluyor yalan yok. Bir duruyorum. Sonra işte aklıma Mavi Tüy geliyor. Hayatımda yaşadıklarım geliyor. Hayat akıyor, bu da geçecek. Sadece bu düşünceye odaklandığımda “Hayat zor ama ben de kolay biri sayılmam” diyerek üstüne yürümeye başlıyorum.

 

Zorlandığınızı hissettiğiniz bir işle karşılaştığınızda, durumu zihninizde -basitleştirmek- aşmak için kullandığınız bir yöntem var mıdır?

Saçmalarım. Saçmalamanın çok önemli olduğuna inanan birisiyim. İnsanların zamanın büyük bir kısmında son derece kontrollü olduğuna ancak saçmaladıklarında zihinlerinde hiç girmedikleri sokaklara girdiklerine inanıyorum. Bu yüzden ben de saçmalamaya başlarım. En olmadık şekillerde işe yaklaşırım. Beynimde bir nevi “hard-reset” görevi gördüğüne inanıyorum ve hemen arkasından çözümler akmaya başlıyor.

 

Yorucu bir günün ertesi sabahında yataktan kalkmanızı sağlayan şey nedir?

Oğlanı okula götüreceğim. Şakası bir yana, bende öyle bir şey olmuyor. “Bir şeyleri değiştirebilme şansı” gibi afilli laflar da edemeyeceğim. Yani yorucu bir gündü evet, ama geçti gitti. Bugün yeni bir gün, yeni bir hayat başlıyor. Ben hayatta asla “Oh bugün de bitti” dememeye çalışıyorum zira biten günün hayatımdan geçip giden 1 gün olduğunun farkında kalmak gibi bir derdim var. İnsan ölümüne 1 gün daha yaklaştı diye sevinmemeli bence. Bir de yani içeride karımla oğlum beni bekliyor ben kalkmayayım o yataktan da kimler kalksın.

 

Çalışırken müzik dinlemenin duyguyu-odağı isteğiniz dışında olmaması gereken farklı yerlere götürebileceği söylenir. Bu fikre katılıyor musunuz?

Evet ve hayır. Benim belirli durumlar için belirli şarkılarım var misal. Yıllardır sabittir, arada yenileri eklenir. Ama onların dışına çıktığımda evet kafam dağılıyor. Tamamen sessizlikte de hepten çalışamadığım için sıkı bir Coffitivity kullanıcısı olduğumu söyleyebilirim.

 

Bir işin en heyecan duyduğunuz aşaması hangisidir? (Fikri bulduğunuz an, yapım süreci, tamamlandığı an.)

Fikri bulma aşaması. Daha doğrusu doğru fikri bulma anı. Çok büyüleyici geliyor bana. Sonrası tamamen süreç ve tatmin. Ama o ilk başı, çok ama çok heyecanlı.

 

Üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı en çok geliştiren deneyimleriniz nelerdir?

İşten uzak kalmak. İster kitap okumak olsun, ister sahaf gezmek. İşten mental olarak ne kadar uzak kalırsam pillerimin o kadar dolduğunu hissediyorum. Hafif paradoksal bir durum farkındayım ama işte bu yüzden öğle tatili çok önemlidir benim için örneğin. Mutlaka ofisten çıkarım, yemek yemesem de 1 saat dolanırım. Bu yüzden anlamsız saatler boyunca ofiste kalmalara karşıyım. Pilleri bir doldurmak lazım.

 

Çalışma ortamınızda “kesinlikle olmalı” dediğiniz şey nedir?

Büyük bir masa, beyaz tahta, çok sayıda A3 kağıt, kalem ve çay.

 

“Yaratıcı kişi” tanımınız nedir?

Oğlum. Bencil olmayacaksak da; çocuk. Yani; “meraklı, korkusuz, hayatında bir takım kısıtlamalar ve imkansızlıklar olmasına rağmen üstesinden gelebilen yaşam formu”.

 

En sevdiğiniz eşyanız nedir?

Karımın 40 yaş hediyesi olarak aldığı bir bilekliğim var, tren yolu çivisinden yapılmış, o ve alyansım.

 

Hayatta en çok kime hayranlık duyarsınız? Neden?

Pes etmek nedir bilmeyen ve her zaman meraklı olan insanlara. Çünkü bu insanlar sayesinde dünya daha iyi bir hale gelebilecek.

 

En sevdiğiniz ‘alıntı’ nedir?

“Kahramanları değil iyi fikirleri aramalıyız”.

Bir de babamdan alıntılamak istediğim “Götüne güvenen borazancıbaşı” vardır.

 

Şu ana kadar gerçekleştirdiğiniz işler içerisinde en gurur duyduğunuz hangisidir?

Yıllar önce Antalya’da bir ilan yapmıştım. Basit bir babalar günü ilanıydı üstelik bir parfümeri mağazası için. İlanda bir tavla görseli kullanıp ve babayla oynanan tavla üstüne kısa bir metin yazmıştım. İlanın çıktığı gün ofisi birisi aradı, ilanı yapanla görüşmek istemiş. Bana bağladılar, kendisi oğluyla tavla oynarmış küçükken, oğlu şimdi gitmiş uzaktaymış, çok özlemiş. İlanı görünce ağlamış çok, bana temenniler iletip teşekkür etti, gözyaşlarıyla kapattık. Üstüne bildiğimiz ödüllerden alan bir sürü iş yaptım, hayatımda bundan daha gurur duyduğum bir iş olmadı.

 

Süper gücünüz nedir?

İnsan yaratabiliyormuşum, 5 sene önce öğrendim.

 

Kariyerinizin başlangıcına dönebilseydiniz en çok neyi bilmeyi isterdiniz?

Daha cesur olmam gerektiğini.

 

Hayatınızın sloganı nedir?

Think different.

 

En iyi tavsiyeniz nedir?

Başarılı olmanın 2 kuralı vardır:

1. Bildiğin her şeyi anlatmayacaksın.

 

 

İlgili Bağlantılar:   @OlcaytoCengiz   /   linkedin/olcaytocengiz   /   instagram/olcayto

 

Paylaş:



Etiketler: , , , , , , , , , , , ,