Sevim Gözay: Yazar, Yayıncı

sevim gözay

Kariyer yolculuğunuzu lütfen kısaca açıklayabilir misiniz?

Klasik gitar ve tiyatro eğitimlerinden sonra kendimi televizyonda buldum. Tüm bu disiplinleri dolaylı şekilde kullanabileceğim programcılık alanında çalışmaya başladım. Önce bağımsız parçacıklar, sonra tam bir programı sıfırdan tasarlayıp ortaya çıkarttığım ve hazırlayıp sunan olarak her aşamasını icra ettiğiğim bir TV kariyeri yaptım. Sonra köşe yazıları, gazete ve dergi röportajları eklendi. Uzun yıllar hepsini bir arada yürüttüm. Ve diyebilirim ki, en çok kurguyu özledim. En özgür ve yaratıcı hissettiğim, buluşlarımı en verimli şekilde ortaya koyduğum bir yer oldu kurgu masası benim için her zaman.

 

 

Şu an yaptığınız meslekte çalışmak istediğinizi ne zaman ve nasıl keşfettiniz?

Şu an TV yapmıyorum, sektör en zor günlerini yaşıyor malum, tanınmaz halde. Yazı ve röportaj ağırlıklı bir hayatım var ve ben bunu yapacağımı ergen yaşlarımdan itibaren biliyordum. Çok meraklı ve hayalperest bir çocuktum, toplumu etkileyen kişilerle tanışmanın ideal yolunun gazetecilik olduğunu keşfetmiştim. TV kariyerim beni yazılı basın dünyasına taşıdı. Şu an bana en haz verecek olan, üzerinde çalıştığım hikayeleri hakkıyla nihayete erdirmek.

 

İlk işinizi yaptığınızda kaç yaşındaydınız?

İlk işim stüdyo fotoğrafçılığı aslında ve çok erken başladım. 18 yaşında manuel filtreler kullanarak analog bir Minolta makineyle düğün, sünnet albümleri ve vesikalık fotoğraflar çekiyordum. Bana güvenen fotoğrafçının sayesinde son derece yaratıcı bir ilk deneyimdi.

 

Üzerinizde en çok etki yaratan kitap hangisidir? Neden?

Çok kitap var ama ilkini söylemek isterim: Bulantı. Lise 1’deyken en yakın arkadaşımın dedesinin kütüphanesinde bulmuştum ve isminden başlayarak çok etkiledi beni. Çok asi ve dünyayla ve kendimle çok kavgalı bir kızdım. O kitabı okuduğum yollar boyunca –hala yolda çok okurum- dünyaya mesaj verdiğime inanıyordum: “Midemi bulandırıyorsunuz” mesajı. Uyumsuz bir tiptim, bana ne yapmam gerektiğini söyleyen herkese aşırı gıcık oluyordum ve o kitap bana yalnız olmadığımı hissettiren çok güçlü bir destek olmuştu.

 

Okumak için genellikle günün hangi saatlerini tercih edersiniz?

En sevdiğim, yolda okumak. Saati fark etmiyor. Malum İstanbul çok büyük ve zamanımızın çoğu yollarda geçiyor. Araba kullanmayı bırakıp tekrar yolda okumaya döndüğüm için mutluyum şu ara. Gece yatağa da mutlaka kitapla girenlerdenim. Başucu kulemde her zaman dört beş kitap olur. İş gereği okuma trafiğim çok yoğun olduğunda tüm gün de okuyabiliyorum.

 

Gün içinde en yaratıcı ve üretken zamanınız hangisidir?

Yıllar boyu günde 15-18 saat çalıştığım için deforme bir konu bu benim için. İş yetişecekse her saat verimli olmaya programlıyım. Şimdilerde akşam 6-7’ye kadar işlerimi bitirip geceyi serbest çağrışımlara ayırmayı seviyorum. Erken yatmayı beceremesem de erken kalkmak için çaba gösteriyorum. 7’de kalkınca mutlu oluyorum ve öğlene kadar çok işlek bir zihin performansı yakaladığımı söyleyebilirim.

 

İşlerin yolunda gitmediği zamanlarda en büyük motivasyon kaynağınız nedir ve üstesinden gelmek için ne yaparsınız?

Ah, bu konuda kötüyüm. İşler yolundayken ne kadar yaratıcıysam, işler kötüyken o kadar pesimistim. En büyük motivasyonum, köpeğim. Onun ihtiyaçları ve coşkusu iyi olmaya mecbur tutuyor beni. En olmadık zamanlarda bile beni güldürüyor. Ancak güvencesizlik ve gelecek kaygısı gerçek bir ömür törpüsü. Medya mensubuysanız eğer bunlardan muaf olmanıza imkan ve ihtimal yok.

 

Kariyerinizde en büyük baskıyı hissettiğiniz dönemler üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı nasıl etkiledi?

Berbattı. Kondisyonu ve stresi çok yüksek bir iş formum oldu hep. Sürekli yeni şeyler bulmak, düşünmek, aramak, okumak, izlemek, bağlantılar yakalamak, bir yerlerde bulunmak, insanlarla tanışmak, konuşmak, sorular sormak, yazmak, tasarlamak, bakış açısı geliştirmek, zamanla yarışmak ve durmadan öğrenmek, öğrenmek, öğrenmek. Hayvani bir efor. En büyük baskıyı yaşadığım sıralar kondisyonum çok yukarılardaydı ve bir anda dünya durdu benim için. Nefes nefese kaldım öylece. Ne koşacak bir yerim, ne yetiştirecek bir işim vardı. Tüm o hayvani enerjimi aldım ve kalbim kırık değilmiş gibi devam etmeye harcadım. Kolay değildi.

 

Zorlandığınızı hissettiğiniz bir işle karşılaştığınızda, durumu zihninizde -basitleştirmek- aşmak için kullandığınız bir yöntem var mıdır?

Sanırım şu: daha önce kendimi aşmam gereken ve başardığım işleri, anları, süreçleri düşünüp onları zihnimde yeniden yaşamak. “Bir dakika, sen bunu daha önce defalarca yaptın” deme şeklim bu benim kendime. İşe yarıyor mu? Evet, bir kere daha, yapabileceğimin en iyisini yapıyorum bu sayede. Umarım hep böyle devam eder.

 

Yorucu bir günün ertesi sabahında yataktan kalkmanızı sağlayan şey nedir?

Köpeğim! :)

 

Çalışırken müzik dinlemenin duyguyu-odağı isteğiniz dışında olmaması gereken farklı yerlere götürebileceği söylenir. Bu fikre katılıyor musunuz?

Müziğine bağlıdır muhakkak, ben müziksiz yapamam. Evden çıkarken bile müziği açık bırakırım, döndüğümde beni müziğin karşılamasını seviyorum. Masabaşında çalışırken de müzik hep eşlikçim. Asla sözlü müzik değil ama. Caz da değil, çok seviyorum cazı ama çalışırken çok geveze buluyorum. Odağımı kesin kaydırıyor, caz için işlerin bitmesi gerek. Özel ilgi istiyor. Klasik müzik de öyle keza. Lounge ve chill out favorim çalışırken. Meditasyon müziklerini de tercih edebiliyorum. Tedavi edici ve zihin açıcı etkiler bana yarıyor, yazarken.

 

Bir işin en heyecan duyduğunuz aşaması hangisidir? (Fikri bulduğunuz an, yapım süreci, tamamlandığı an.)

Fikir bulma ve geliştirme çalışmaları çok heyecan verir bana. Yapım sürecinde full stresimdir. Tamamlandığı an ise kısa bir sevinç ve hemen peşinden “E, sonraki bölüm ne yapıyoruz?” veya “Yarına ne yazacağım?” stresi başlıyor.

 

Üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı en çok geliştiren deneyimleriniz nelerdir?

Kitap okumak ve insanları seyretmek. Büyük romanlar büyük ilhamlar verdi bana her zaman. Hayatın ve insan canlısının ne kadar uçsuz bucaksız olduğunu ilkin kitaplardan öğrendim. Sonra sinemada buldum aynı hazzı. İkisine de bağımlıyım bu nedenle. Kitaplar ve filmler bana hep çok iyi davrandı, ben de hep bana yarayacak olanları seçtim sanırım. Sezgilerime güvenirim seçimlerimde. İnsanlar dahil. İlham alabileceğim, bir şeyler öğrenebileceğim insanlar beni mıknatıs gibi çeker. İnsanın ve hikayelerin geliştirici gücüne inancım sonsuz.

 

Çalışma ortamınızda “kesinlikle olmalı” dediğiniz şey nedir?

Yazı için konuşursak, kahve, sesi kısık şekilde kıpraşan televizyon, müzik ve köpeğim. Televizyon için konuşursak; doğru ekip, çok iyi bir hazırlık, iyi açı, iyi ışık. Gerisini ben hallederim.

 

“Yaratıcı kişi” tanımınız nedir?

Meraklı, öğrenme iştahına sahip. Çok iyi bir dinleyici ve gözlemci. Sezgileri güçlü, tezatlardan beslenen. Bunlar varsa muhtemelen o kişinin ismini bir biçimde duyarız bir gün.

 

En sevdiğiniz eşyanız nedir?

Kütüphanem. İki tane var, biri salonda, diğeri yatak odasında. Son taşındığım eve sığmadılar ilk etapta ve uzun süre kurup yerleştiremedim. Kaybolmuş gibiydim hayatta. Ve ne tesadüf ki, iş hayatımın en zorlu en baskı dolu süreci geldi üstüne. Bir yığın kitaba bakıp üzülüyordum, aradığım hiçbir tanesini bulamadan öylece. Bir gün fark ettim ki B12 seviyem çok düşmüş. Takviyeyi yapar yapmaz ilk işim kütüphane yerleştirmek oldu. Huzur doldu içim ve işler yavaştan yoluna girmeye başladı. İnanılmazdı.

 

Hayatta en çok kime hayranlık duyarsınız? Neden?

Olmadık kişilere hayranlık duyabilirim. İşini ibadet gibi yapan ve kendini dürüstçe ortaya koyan herkes etkiler beni. Kadın erkek, genç yaşlı, CEO, seyyar satıcı, sanatçı, ev kadını… Kendine özgü olmanın sınırları ve yasaları olmadığını görecek kadar yaşadım.

 

En sevdiğiniz ‘alıntı’ nedir?

Ah, çılgın bir soru! O kadar zor ki seçmek. Kafa yorduğum konulardan biridir alıntılar. Paylaşması çok sükseli olan büyülü formüller gibiler. Bir zamanlar dünyayı değiştiren nice dahiyane cümle ve bugün herkes her yanda paylaşıp durduğu halde hiçbir işe yaramıyorlar. Ne acı ve Patti Smith ne kadar haklı: Taşı düşmüş yüzükler gibi dolanıyoruz şu hayatta. (Hayalperestler s.75)

 

Şu ana kadar gerçekleştirdiğiniz işler içerisinde en gurur duyduğunuz hangisidir?

İlham Verenler röportajına seçilmek. :)

 

Süper gücünüz nedir?

Benim tek silahım, ruhum.

 

Kariyerinizin başlangıcına dönebilseydiniz en çok neyi bilmeyi isterdiniz?

Medya sektörünün bir gün pat diye biteceğini ve hıyar gibi ortada kalacağımızı bilmek iyi olurdu. Gerçi yine de aynı yolları aynı hevesle yürürdüm sanırım. İflah olmaz dik kafalının tekiyim çünkü. Fakat annemin sözünü dinleyip olgunlaşma enstitüsüne gitsem nasıl olurdu merak ediyorum. Resim yeteneğim müthişti ve durmadan acayip kıyafetler giyen uzun bacaklı kızlar çiziyordum. Medya yerine modaya takmalıydım belki de kafayı. Fakat işte ergenlik yasaları 1: Ebeveynlerin ne diyorsa tersini yap. Bakınız, burada yapılmışı var!

 

Hayatınızın sloganı nedir?

“Ben nerede yanlış yaptım?” :)

 

En iyi tavsiyeniz nedir?

Seveceğin işi yapma tutkusunu anlıyorum ama sigortanızı ihmal etmeyin ve sendikalı olun. Yaratıcılığınızı konuştururken güvende olsanız iyi olur. İş dünyası sizi düşünmez, dolayısıyla bunu da siz yapacaksınız.

 

 

İlgili Bağlantılar:   sevimgozay.com  /  @SevimGozay  /  artfulliving  /  journo

 

Paylaş:



Etiketler: , , , , , , , , , , , ,