Ümit Ünal: Yönetmen, Yazar, Arada Çizer

Ümit Ünal

Kariyer yolculuğunuzu lütfen kısaca açıklayabilir misiniz?

1965 doğumluyum. 1986’dan beri senaryo yazarı, 1996’dan beri de yönetmen olarak çalışıyorum. Teyzem, Hayallerim Aşkım ve Sen gibi sekiz senaryom çeşitli yönetmenler tarafından filme çekildi. 9, Ara, Nar, Sofra Sırları gibi sekiz filmi de hem yazdım hem yönettim. Ayrıca üç roman ve hikayeler yayınladım, desenler çizdim ve sergiler açıp kitaplar resimledim. Reklam yazarlığı ve yönetmenliği de yaptım.

 

Şu an yaptığınız meslekte çalışmak istediğinizi ne zaman ve nasıl keşfettiniz?

Sinema hayatımızda hep vardı ama çocukluğumda sinemacı olmak imkansız bir hayaldi, hatta hayal bile değildi. Üniversite sınavı sırasında sinema okunabileceğini keşfettim ve bizim okulu (Dokuz Eylül Üniversitesi, GSF Sinema-TV Bölümü) yazıp kazandım. Derken birden olaylar gelişti.

 

İlk işinizi yaptığınızda kaç yaşındaydınız?

İlk senaryom Teyzem 1986’da, ben  21 yaşındayken çekildi.

 

Üzerinizde en çok etki yaratan kitap hangisidir? Neden?

Galiba Yüzyıllık Yalnızlık. Bunu söyleyince hayat boyu dönüp dönüp okuduğum Lolita, Yort Savul ve Göçmüş Kediler Bahçesi‘nin, Borges ya da Kafka hikayelerinin hakkını yemiş oluyorum. Ama pek çok durumda en çok aklıma gelen kitap Yüzyıllık Yalnızlık, demek ki çok etkilemiş zamanında. Neredeyse hayat ansiklopedisi gibi.

 

Okumak için genellikle günün hangi saatlerini tercih edersiniz?

Okumak, yazmak için belli bir saatim yok her zaman olabilir. Ama “hoyrattır bu akşamüstüler daima” saatleri gelince biraz dışarıda olmam lazım, yürümem, hareketli bir şeyler yapmam lazım, yoksa biraz huzursuz olabiliyorum.

 

Gün içinde en yaratıcı ve üretken zamanınız hangisidir?

Bunun için de belirli bir saatim yok. Yukarıda dediğim gibi akşamları sevmesem de, bazen iyi fikirler akşamüstü gelebiliyor.

 

İşlerin yolunda gitmediği zamanlarda en büyük motivasyon kaynağınız nedir ve üstesinden gelmek için ne yaparsınız?

Uzun uzun yürümek. İstanbul’daysam, vapura binmek. Sevgiliyle güzel sohbet ve dahası. Bazen de yemek yapmak ve arkadaşlarla birkaç kadeh.

 

Kariyerinizde en büyük baskıyı hissettiğiniz dönemler üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı nasıl etkiledi?

Sinema ve reklam sektöründe yıllarca çalışmış biri zamanın, paranın, hatta bazen hava durumunun baskısına karşı sürekli mücadele etmiş demektir. Diğer yandan, ülkemizin politik baskı atmosferi, her sanatçının içinde büyüdüğü bir şey. Dolayısıyla baskı altında da çalışmaya alışığım denebilir. Ama yine de en güzel işlerimi hiçbir baskı, sebep ve beklentiyi umursamadığım zamanlarda ürettim sanırım.

 

Zorlandığınızı hissettiğiniz bir işle karşılaştığınızda, durumu zihninizde -basitleştirmek- aşmak için kullandığınız bir yöntem var mıdır?

Aslında yok. Nadiren yakalandığım zor durumlarda bazen öfke nöbeti yaşayıp, kapıyı çarpıp giderek her şeyi berbat ettiğim olmuştur. Ama genelde zorlanacağım durumları uzaktan sezip hiç bulaşmamayı tercih ederim. Biraz tedbirli biraz da korkak bir tabiatım var denebilir.

 

Yorucu bir günün ertesi sabahında yataktan kalkmanızı sağlayan şey nedir?

Kuşların cıvıltısı yeter. Sabahın erken saatleri günün en sevdiğim saatleri, yataktan kalkma sorunum hemen hemen hiç olmadı.

 

Çalışırken müzik dinlemenin duyguyu-odağı isteğiniz dışında olmaması gereken farklı yerlere götürebileceği söylenir. Bu fikre katılıyor musunuz?

Resim yaparken müzik çok iyi geliyor ama yazarken asla müzik dinleyemem, dikkatimi çok dağıtıyor.

 

Bir işin en heyecan duyduğunuz aşaması hangisidir? (Fikri bulduğunuz an, yapım süreci, tamamlandığı an.)

Bir hikayenin, bir fikrin ilk doğduğu anda bütün zihin harekete geçip o yeni fikre odaklanıyor. Tuhaf bir sıcaklık, kafadan bütün bedene yayılıyor sanki. Hiçbir şey içmeden sarhoş olmak gibi zevkli bir şey. Sonrası, o fikrin gelişimi, hikayenin ortaya çıkışı, detaylanışı zor ve acı verici süreçler. Nabokov bunu bir urun büyüyüp bünyeden atılışına benzetir. Bir de sinemada işin pratik kısmı var ki, finans bulmak, insanları ikna etmek, uzun bekleyişler… Her biri ayrı işkence. Ama işin son adımı, mesela istediğiniz şekilde bitirebildiğiniz bir filmi, kalabalık bir salonda seyretmek de bu dünyada bir insana verilebilecek en güzel hediye olabilir.

 

Üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı en çok geliştiren deneyimleriniz nelerdir?

Bence üretkenlik de yaratıcılık da doğuştan gelen ya da çocukluğun karanlık çağlarında bilinçsizce gelişen özellikler. Şu anki aklımla, şu deneyim sebep oldu diyemem.

 

Çalışma ortamınızda “kesinlikle olmalı” dediğiniz şey nedir?

Göz almayan bir ışık, dingildemeyen bir masa, anlayışlı insanlar.

 

“Yaratıcı kişi” tanımınız nedir?

On yıl önce ilk seyredişimden beri, hep verdiğim örnek eski bir TED konuşmasından, Nörolog Vilayanur Ramachandran’ın konuşması: İnsan beyni rahimdeki gelişim sırasında tenis topu gibi düzken, büyüyor ve kıvrımlı, loblara ayrılan bir yapı kazanıyormuş. Bu büyüme sırasında, bazı insanlarda beynin kontrol merkezleri arasında kılcal bağlantılar kalıyormuş. Mesela konuşma merkeziyle görme merkezi ya da koku merkezi arasında herkeste olmayan nörolojik bağlantılar olabiliyormuş. Yaratıcı insanlar bu insanlar arasından çıkıyormuş. Bunlar, dünyaya baktıkları zaman herkesin göremediği bağlantıları yakalayabiliyormuş. Yani yaratıcılık beyindeki bir tür kısa devre. Yaratıcı kişi doğaüstü bir yetenek sahibi filan değil, sadece, beyninin işleyişinde ufak arızalar yüzünden dünyayı diğer insanlardan farklı görebilen biri. (Konuşmanın linki: www.ted.com/talks/vilayanur_ramachandran_on_your_mind)

 

En sevdiğiniz eşyanız nedir?

Bilgisayarım. Bir de lime lime olduğu için attığım bir önceki spor ayakkabılarım.

 

Hayatta en çok kime hayranlık duyarsınız? Neden?

Hazır cevap insanlara ve ikna yeteneği yüksek olanlara hayranım. İki özellik de bende yok. En güzel cevaplar sonradan aklıma gelir, lafı hiç “gediğine” oturtamam. Çoğu konuda da insanları ikna edemem, ya da çok uğraşmam gerekir, söylediğim şeylerin doğruluğu genellikle üzerinden zaman geçince anlaşılır.

 

En sevdiğiniz ‘alıntı’ nedir?

“Rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner”. Tanpınar’dan.

 

Şu ana kadar gerçekleştirdiğiniz işler içerisinde en gurur duyduğunuz hangisidir?

Filmler içinde 9 ve Sofra Sırları. Yazdıklarım içinde son romanım Bana Göre Kıyamet.

 

Süper gücünüz nedir?

Bir süper gücüm yok. İnsanların hikayelerine karşı aşırı duyarlıyım. Yolda kazara duyduğum bir konuşmadan benimle hiçbir ilgisi olmayan bir söz günümü karartabilir. Ama bu güçten çok bir yük, bir çeşit ceza sanırım.

 

Kariyerinizin başlangıcına dönebilseydiniz en çok neyi bilmeyi isterdiniz?

Buralardan zamanında çekip gitmem gerektiğini.

 

Hayatınızın sloganı nedir?

“This isn’t flying, this is falling with style” – “Uçmak değil bu, havalı bir şekilde düşmek.” Toy Story‘den.

 

En iyi tavsiyeniz nedir?

Artık kimseye tavsiyede bulunmamaya çalışıyorum. Çünkü kimsenin tavsiye dinleyecek hali yok.

 

 

İlgili Bağlantılar:   asyadada.wixsite.com/umitunal

 

Sosyal Medyada Paylaş



Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,