Zeynep Özatalay: Çizer

zeynep özatalay

Kariyer yolculuğunuzu lütfen kısaca açıklayabilir misiniz?

Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar, Grafik Tasarım bölümü mezunuyum. Okuldan sonra bir kaç reklam ajansında çalıştım, o sırada hep çizerlik yapmanın yollarını aradım, Yayınevlerine başvurdum. Kitap işleri almaya, Cumhuriyet gazetesine çizmeye başladım. Bir kaç yıl içinde reklam işlerini tamamen bırakıp bağımsız çalışır oldum.

 

Şu an yaptığınız meslekte çalışmak istediğinizi ne zaman ve nasıl keşfettiniz?

Hep biliyordum, sanırım başka bir şey yapamazdım. Sadece ilk zamanlar meslek tanımım yoktu. Ressam mı olacağım acaba diye düşünürdüm. Sonra ergenlik yıllarımda bir süre stilistliğe merak saldım, neyse ki o heves çabuk geçti. Nihayet benden büyük grafik tasarımcılarla tanıştım. Afişler, kitaplar tasarlıyor, hem çizgiyi, fotoğrafı, hem tipografiyi kullanıyorlardı. Bir temaya fikir bulma kısmı çok hoşuma gitmişti, hâlâ işin o aşamaları beni çok heyecanlandırır. Böylece grafik tasarım bölümü kesinleşmiş oldu. Günümüzde o ekol çok kısıtlandı ne yazık ki, Mengü Ertel’lerin, Bülent Erkmen’lerin döneminde yapılan fikre dayalı illüstratif işler daha az tercih ediliyor.

 

İlk işinizi yaptığınızda kaç yaşındaydınız?

İlkokuldaydım.. Annem ve babam o dönem çocuk kitapları hazırlıyorlardı. Benim beş yaşında yaptığım bir çizimi kitap kapağına basmışlardı. Komik bir şeydi tabii, anısı olsun istemişler herhalde. Ama okulumda imza günümüz olmuştu, biraz da havalıydı yani…

 

Üzerinizde en çok etki yaratan kitap hangisidir? Neden?

Tek bir kitap ismi vermem mümkün değil. Bir kaç çok sevdiğim yazar sayabilirim bunun yerine. Tanpınar, Yaşar Kemal, Virginia Woolf, Sait Faik, Ursula K. LeGuin, John Berger, Marquez… Okumak çizmekten sonra geldi ama en çok hangisi derseniz, ayıramam. Zaten okunmadan bence çizer olunmuyor.

 

Okumak için genellikle günün hangi saatlerini tercih edersiniz?

Boş vaktim varsa her saat okurum. Gün içinde serbest çalışmanın verdiği kaçamak imkanları oluyor, o zaman öğleden sonra biraz okuyacağım derim mesela. Yaşadığım mahallede sakin saatleri vardır, o zaman dışarı çıkıp okuyorum.

 

Gün içinde en yaratıcı ve üretken zamanınız hangisidir?

Gece sanırım. Genelde geç vakitlere kadar çalışıyorum. Sabahlamayı sevmiyorum ama, o çok yorucu bir iş.

 

İşlerin yolunda gitmediği zamanlarda en büyük motivasyon kaynağınız nedir ve üstesinden gelmek için ne yaparsınız?

Biraz uzaklaşmak işe yarıyor. Başka alanlardan beslenmeyince insanın kendi dünyası da kuruyup yavanlaşıyor. En iyisi bir sergi gezmek, bir filme girmek. Bazen de ayaklarım kopuncaya kadar yürürüm, o da zihnimi temizliyor. Tek başına motivasyon olmuyor her zaman, hayatımı da bir başka çizerle, Murat Başol’la paylaşıyorum. Sıkıntılı anlarda içimi rahatlatır, gözümün görmediği köşeleri görür. Çok işimi ipten almışlığı vardır bugüne kadar. Ya da başka arkadaşlarımla paylaşırım, çok iyi anlaşan bir çizer tayfamız var, gece yarısı birbirimize iş yollar fikir sorarız.

 

Kariyerinizde en büyük baskıyı hissettiğiniz dönemler üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı nasıl etkiledi?

Benim için baskı daha çok içerikten kaynaklanıyor. Mesela BirGün Gazetesi’ne çok yoğun olarak çizdiğim bir iki yıllık dönem vardı. Gezi sonrasıydı. O sıra ard arda hazmetmesi zor ve trajik olaylar oluyor, onları gazetenin arka sayfasına ya da pazar ekinin kapağına taşıyorduk. Sürekli bunları yaşamak, yazmak, çizmek yorucu. Bizim de şansımıza böyle bir dönem düştü. Ne yazık ki bir gazeteye çizdiğim mutlu konu sayısı epey azdır, yine de konuları elimden geldiğince umutlu tarafından çizmeye çalışıyorum. Bir de tabii gelecek olan tepkileri düşünüyorsunuz, insanlar yakınlarını kaybetmiş, ben o durumu çiziyorum. Yanlış bir söz söylememek için çok çaba gösteriyorum bu durumlarda. Ama insana bir güç de geliyor, onu söylemeliyim. Bende böyle bir etkisi oldu. Belki çizdiğim şey bir kişinin bu durumdan haberdar olmasını sağlar diye düşünüyorum.

 

Zorlandığınızı hissettiğiniz bir işle karşılaştığınızda, durumu zihninizde -basitleştirmek- aşmak için kullandığınız bir yöntem var mıdır?

Adım adım giderim. Bazen önünüzdeki iş çok zahmetli-karmaşık-yorucu gözükebiliyor, özellikle en başındaysanız. En iyi yöntemin, sonunda hedeflediğim bütünü gözümün önünden ayırmadan ilmek ilmek oraya doğru ilerlemek olduğunu anladım. En azından bende işe yarıyor :)

 

Yorucu bir günün ertesi sabahında yataktan kalkmanızı sağlayan şey nedir?

Üzerimde zıplayan kediler.

Freelance çalışmanın en iyi tarafı, çok acil bir durum olmadığı sürece alarmlarla uyanmamak.

 

Çalışırken müzik dinlemenin duyguyu-odağı isteğiniz dışında olmaması gereken farklı yerlere götürebileceği söylenir. Bu fikre katılıyor musunuz?

Çizerken sürekli müzik dinlerim. Keçe Kurdan’dan Beastie Boys’a uzanan acaip playlistlerim var. Ama bazen çizdiğim ruh durumuyla o an çalan müzik örtüşmüyor, ona göre değiştiriyorum. Klasik müzik en iyi konsantrasyon arttırıcı benim için.

 

Bir işin en heyecan duyduğunuz aşaması hangisidir? (Fikri bulduğunuz an, yapım süreci, tamamlandığı an.)

Fikir bulma süreci. Bir de tam istediğim duyguyu, ruhu yakaladığım nadide anlar oluyor, onlar gerçekten harika. Çizdiğim bir kitabın ya da yayımlanan bir çizimimin okurla buluşması da üçüncü heyecan oluyor. Gelen iyi dileklerin motivasyonu olmasa bu kadar tempoyu sanırım kaldıramazdım.

 

Üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı en çok geliştiren deneyimleriniz nelerdir?

Kısıtlı zamanda üretmek, zor bir konuyu çizmek. Bir de yazarlarla çalışmayı seviyorum, belki işimin en zevkli kısımlarından biri de bu. İyi yazılmış bir metne kafa yormak, onu görsele dökmek… Bazen çalıştığımız yazarla kimyamız çok iyi uyuşur, birbirimizi daha da heveslendiririz. O zaman ortaya güzel şeyler çıkıyor. Ortak iş üretmek sevdiğim bir şey.

 

Çalışma ortamınızda “kesinlikle olmalı” dediğiniz şey nedir?

Fokurdayan bir demlik ve müzik.

 

“Yaratıcı kişi” tanımınız nedir?

Merak eden, dinleyen, gözleyen. Mesela bizim işimiz çokça bakmaktır aslında. Çoğu zaman kendimi bir şeyleri gözetlerken buluyorum. Bir de emek harcamış olsa da yaptığı şeyin üzerini karalayıp yeniden başlayabilen.

 

En sevdiğiniz eşyanız nedir?

Eskiz defterim.

 

Hayatta en çok kime hayranlık duyarsınız? Neden?

Anneme diyebilirim. İlk rol modelim oydu. Sonra başkaları geldi… Aynı anda zilyon tane işi yapabilen insanları çok inanılmaz buluyorum, müzik kompoze etmek ya da film yönetmek bence muazzam bir beceri.

 

En sevdiğiniz ‘alıntı’ nedir?

Sanırım alıntılar çok aklımda kalmıyor. Tolkien’in “Yolundan uzaklaşan her kişi kaybolmuş değildir.” minvalinde bir lafı vardır, belki onu söyleyebilirim.

 

Şu ana kadar gerçekleştirdiğiniz işler içerisinde en gurur duyduğunuz hangisidir?

Yaptığım kitapların çoğunu seviyorum, bazılarını daha fazla. İnsanların kütüphanelerinde çizdiğim şeylerin olması, onları ara sıra açıp karıştırdıkları fikri beni mutlu ediyor. Çok severek okuduğum, beni etkileyen çocukluk kitaplarım vardı, renkleri, şekilleri, içlerindeki bazı cümleler… Bir çocukta o kitapların bende bıraktığı gibi iz bırakabilmek, hayal gücünü tetikleyebilmek isterim. Bunun olup olmadığını bilebilmem tabii mümkün değil.

 

Süper gücünüz nedir?

Başkalarını motive etmekte iyi olduğumu söylerler. Pek süper güç sayılmaz belki ama.. Bir de geçenlerde “Reading is my superpower” diye bir cümle gördüm, çizdim hatta onu. Okumaktan bu kadar bahsetmişken, bu da güzel bir süper güç sanırım.

 

Kariyerinizin başlangıcına dönebilseydiniz en çok neyi bilmeyi isterdiniz?

Kariyerimde çok kocaman ilerlemeler yaptığımı düşünmüyorum. Belki abuk sabuk vakit alan işlerle yorulmak yerine mesela daha çok seyahat edebileceğimi bilsem iyi olurdu. Artık vaktimi daha isteyerek yaptığım işlere harcamaya çalışıyorum.

 

Hayatınızın sloganı nedir?

Bilemedim doğrusu… Sloganlar bana hep uzak gelmiştir. Belki “Ya hep beraber, ya hiç birimiz.” :)

 

En iyi tavsiyeniz nedir?

Bir işe olmaz diyerek başlamamak lazım.

 

 

İlgili Bağlantılar:   zeynepozatalay/daportfolio   /   instagram.com/zeynepozatalay

 

Sosyal Medyada Paylaş



Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,